4 Kasım 2010 Perşembe

Türkan Albayrak 118. Gününde Direnişini Zaferle Taçlandırdı


Direnişinin her günü bir destanın basamağıdır.
Tek başına bir kadın ama yüreği kocaman...
Türkan Albayrak onuru için, işi için, işçiler için direndi, yılmadı, açlık grevine başladı ve kazandı.

İŞÇİYİZ, HAKLIYIZ, KAZANACAĞIZ 
dedi ve
KAZANDI...

Bir direniş geleneğinin temsilcisidir Türkan Albayrak. Bu gelenek, bu büyük aile asla teslim olmamıştır emperyalistlere ve yerli işbirlikçilerine. Bugün ülkemizin dört yanında fabrikalarda, özel şirketlerde, devlet kurumlarında işten çıkarılmış, işi ve aşı elinden alınmış binlerce insanımız direniyor. Türkan Albayrak hepsi için bir zafer kazandı. Büyük bir darbe vurdu kapitalist kan emicilere. 

Bu direniş, bu destan örnek olmalıdır. Direnişte olanlara güç olmalıdır. İşimizi, onurumuzu, kimliğimizi, haklarımızı ve halkımızı sonuna kadar savunacağız.
HAKLIYIZ
KAZANACAĞIZ

18 Eylül 2010 Cumartesi

Hadi Bana Müsade

Okula kısa bir süre ara verip iş ve tatil için ülkeme geri dönmüştüm. 8 ay süren bu kısa tatilimi dolu dolu geçirdim. Şehirler, ülkeler gezdim. Konserler, mitingler dolaştım. Dünya Basketbol Şampiyonası maçlarına ve hatta finale gittim. Ve sonunda bitti bu ara verme işi.  Alfortville'e evime geri döndüm. Uzun bir süre daha vatanımdan uzak ama evimde olacağım.

11 Eylül 2010 Cumartesi

Yarı Finale 1 Bilet Kazanma Fırsatı

Bu akşam oynanacak Abd-Litvanya ve Türkiye-Sırbistan müsabakalarını izlemek isteyen blog sahipleri ve blog takipçilerine bir fırsat. Aşağıdaki soruları doğru cevaplayacak kişiler arasından yapacağım çekilişle bir (1) fazla biletimi hediye edeceğim.  Cevaplarınıza size ulaşabileceğim geçerli bir mail adresi yazarsanız kazanmanız durumunda mail ile bana ulaşacağınız telefon numarasını göndereceğim ve biletinizi 17:00 de salon önünde teslim alacaksınız.

Soru 1-) 1982 Anayasası kaç maddeydi ve bu güne kadar yapılan değişikliklerde kaç maddesi değiştirildi?(Geçici maddeler dahil)
Soru 2-) Daha önce değiştirilmesi için halk oylamasına giden maddesi var mıdır? Varsa nelerdir? (Geçici maddeler dahil)

Son cevap TSİ ile 14:00 de alınacaktır.

Sonuç: 22 Kişi cevap yollamış. 18 yanlış ve sadece 4 doğru cevap var. Yanlışların bazıları ne yazık ki son derece üzücü. Yarın oy atacak insanlar dünyadan habersizler. Doğrulardan ise 2 kişi bizzat tanıdığım kişiler bu yüzden eledim onları ve sadece kalan 2 kişinin arasında çekiliş yaptım. Sadece doğru cevapları yayınlıyorum ve kazanan kişi ise Huek1907 oldu. Kendisine mail adresinden irtibat bilgisi gönderildi. Katılımcılara teşekkürler. Finale kalırsak yarın 1 final biletini aynı şekilde hediye edeceğim.

8 Eylül 2010 Çarşamba

Referandum oyununa alet olan aydınlar!

AKP kuyrukçuluğu yapmak, çıkarcılık ve yağcılık, misyonunuzu satmaktır!

- Hiçbir aydın gerekçesi ne olursa olsun AKP'yi destekleyemez!
- AKP'yi desteklemek, bir aydının kendini inkarıdır!
- Bir aydın, çıkarlar uğruna, misyonuna ihanet edemez!

AKP'nin kısmi anayasa değişikliğine neden "evet" dediği sorusuna cevap vermekte zorlanıyor, zorlandıkça saçma sapan gerekçeler üretiyordu.

Ekrandaki aydın, "Çok bedel ödediğini" anlatıyordu mesela... "ilk defa sivil bir anayasa yapıldığını" söylüyordu. İlk kez "askerin egemenliğine son verildiğini ve bunların önemsenmesi gerektiğini" anlatıyordu, kendisi de inanmadan..

Kendisini solcu olarak ifade eden aydınlardan biriydi ekrandaki. Ancak tekil bir örnek değildi.

Bir süredir bir grup aydını, AKP'nin referandum oyunu içinde görüyoruz; bu oyuna, AKP'ye alet olmuş, benzer konuşmalar yapıp duruyorlar.

Bu aldatmacanın içinde yer alan aydınların bir kısmı, siyasal yanılgıları nedeniyle süreci değerlendiremeyip, AKP'nin kuyruğuna takılmış olabilirler. Yine bir kısmı, halka güvenlerini kaybettikleri, kazanmaktan umudunu kesip, demokrasiyi egemen sınıflardan bekledikleri için, AKP'ye yedeklenmiş durumdadırlar.

Bunlara ilişkin olarak çeşitli değerlendirmeler yaptık daha önce.O nedenle burada daha çok, sol adına, AKP'nin propagandistliğine soyunan, AKP'nin kendisini kullanmasına açıkça izin veren, aydın tavrına ihanet eden çıkarcılar üzerinde duracağız.

"Evet" demek basit bir yanılgı değil, aydın misyonuna ihanettir

AKP yalanlarla sürdürdüğü anayasa kampanyasının odağına 12 Eylül'ü oturttu. 12 Eylül ile hesaplaşma demagojileri ile solun değerlerini, halkın özlemlerini kullandı. AKP kendi çıkarları için herşeyi, herkesi, aydınları, eski faşistleri, islamcıları soldan "eski tüfekler" i kullanan, bir partidir.

Bu durumda aydınlara düşen görev, bu yalan ve istismar kampanyasını boşa çıkarmak, solun değerlerini kirletmesine izin vermemek, halkı aldatmalarına seyirci kalmamaktır.

Aydın misyonu bunu gerektirmektedir. AKP'nin sürdürdüğü yalan kampanyasına karşı çıkmak, sol'un değerlerini kirletmesine sessiz kalmak, bunun da ötesinde ortak olmak hiçbir gerekçe ile açıklanamaz.

Tüm gerçeklere karşın, kendisine aydınım diyenler tarafından AKP'nin propagandası yapılıyorsa bu basit bir "siyasi yanılgı" olarak görülemez.

Sorun, AKP'nin "gizli niyetleri"nin bilinip-bilinmemesi de değildir. Zira herşey ortada ve olanca açıklığıyla yaşanmaktadır. AKP'nin 8. yılındaki iktidarının bilançosu ortadadır; işsizlik, yoksulluk, hapishanelerde ölümler, hasta tutsakların katli, tecrit, infazlar, işkencecilerin, katliamcıların mahkemelerde aklanması, Diyarbakır sokaklarında infazlar, binlerce çocuğu hapishanelere dolduran terör yasası, demokratik eylemleri, örgütlenmeleri suç haline getiren gözaltı ve tutuklama terörü. Bunlar bir başka partinin değil, AKP'nin iktidarında yaşandı. Hangi aydın bunlara bilmiyordum, görmedim, duymadım diyebilir. Karşısında en fazla "ama Ergenekon davası" diyebilirler, onun da artık amacı, oligarşi içi iktidar savaşının bir parçası olduğu tüm çıplaklığıyla ortadadır.

AKP'nin yalanlarına ortak olup, referandum oyununun bilinçli bir parçası haline gelenlere, AKP'nin sözcülüğünü yapanlara en başta söylenecek olan şudur;

Hangi saflardasın? Ve ne için, kim adına AKP'nin yalanlarını savunuyorsun?

Aslında hemen herşey bu sorunun cevabında yatmaktadır. AKP'nin halkı aldatan politikalarını savunan biri aydın olamaz. Bu aydın misyonuna sırt çevirmektir.

AKP'yle bu işbirlikçiliği sürdürenlerin ileri sürdükleri gerekçelerin tutarlı bir yanı yoktur. AKP politikalarının karşısında durup, halka gerçekleri anlatması gerekenler AKP yalanlarını bize benimsetmek istiyorlar.

İşbirlikçi ve faşist politikalar sürdüren AKP'nin kısmi anayasa değişikliğini kendisine aydınım diyen biri nasıl destekler?

Biraz tarih, biraz siyaset bilen herkes bilir ki; AKP gibi emperyalizmin işbirlikçisi, halk düşmanı bir parti halk için bir anayasa yapamaz. Yapmaz!

Herkes bilir ki, AKP gibi işbirlikçi bir parti tam 8 yıldır halkın taleplerine sırt çevirmiş ve çevirmeye devam etmektedir. Anayasa değişikliği paketine halkın talepleri doğrultusunda koyduğu tek bir madde yoktur. Paket, açıkça görüldüğü gibi, oligarşi içi çatışmada kendisine gereken düzenlemelerle tekellerin bazı isteklerini içermektedir. Birkaç madde ise, sadece çeşitli kesimleri kendine yedeklemek için adeta kandırmak amaçlı konulmuştur.

AKP'ye demokratik talepleri karşılayacak bir parti gözüyle bakmak baştan yanlıştır. Her aydın bunu bilir esas olarak. Ancak sorun bilmezden gelinmesindedir.

AKP'nin ortaya çıkışı, kurduruluşu, izlediği program, halka karşı politikaları, aldığı destekler AKP'nin emperyalizmin ve işbirlikçi burjuvazinin bir partisi olduğunu göstermektedir.

AKP'yi oluşturan kadrolar açısından bile baksak, görürüz ki, hepsi anti-komünisttir, sola düşmandır.

İşte tüm bu gerçeklere karşın hala referandumda "Evet" deyip, AKP'nin kuyruğuna takılmak, süreci görüp-görememekle ilgili değildir. Geriye başka hesaplar, kaygılar, çıkarlar kalmaktadır.

Düzen içinde ulaşılacak statükolar, kariyerler, aydının tarihsel misyonunun karşılığı olabilir mi?

AKP'ye basit çıkarlar yüzünden kendilerini kullandırtan "aydınlar"ın önemli bir kısmı, çok aleni bir şekilde iktidar tarafından çeşitli biçimlerde ödüllendirilmektedir. İktidarın, belediyelerin etkinliklerine çağrılmakta, kendilerine çeşitli organizasyonlarda yer verilmekte, çeşitli platformlarda "itibar" görmekte, gericilerin televizyonlarında, basınında, reklam programlarında, TRT'de kendilerine yer bulmaktadırlar.

Aydın misyonuna ihanet eden bu zavallıların açıklamalarına bakılacak olursa herbiri kendisine çok önemli misyonlar yüklemiştir. Öyleki "bir parmaklarını sallasalar" binlerce kişiyi sokağa dökecek, bir konuşsalar, onbinlerce kişiyi etkileyecek yetenekte ve keramette görürler kendilerini.

Halk ile mücadele ile solun değerleri ile demokrasi mücadelesi ile bir ilgileri olmamasına karşın sol adına ahkam keserler. Devrimcilerin büyük emeklerle başardıkları, büyük bedellerle tarihe yazdıkları herşeyi kullanıp, herkese akıl verirler.

İşbirlikçi, halk düşmanı AKP'yi üç kuruş uğruna öylesine büyük bir gayretkeşlikle pazarlamaktadırlar ki, bir işporta tezgahı satıcısından farksızdırlar. Çünkü pazarlamaya çalıştıkları "mal" o kadar bozuk ve kötüdür ki, yalanlara, çarpıtmalara başvurmadan AKP'cilik yapamazlar.

Tüm aydınlar, AKP geçicidir, gelir geçer, tarih kalır, halk kalır, Türkiye solu kalır. Yarın tarihe, halka, sola hesap vermek durumunda olacaksınız. O zaman söyleyecek sözünüzün olması için bir an önce savrulduğunuz bu yanlıştan geri dönün.

AKP'ye verilecek destek karşılığında elde edilecek statü, para, ne olursa olsun, inanın ki, düşüncelerinize, aydın misyonunuza ihanet etmeye değmez.

Geçmişlerinden kendilerine kalan tüm değerleri, varsa bir isimleri, onları AKP ile pazarlık masasına sürerek, belki onlarca yılda onlarca eserle, ürünle elde ettiğiniz isimlerinizi, AKP'ye kullandırtmayın. Bu, kendinizi aydın olmaktan çıkartıp, yaşayan birer ölü haline getirmektir. Geçmişinizin, yarattığınız eserlerin bir sonucu olarak belki bugün sözlerinizi dinleyecek bir kesim bulabilir, onları referandumda "evet"e ikna edebilirsiniz; ama bu, halk nezdinde gördüğünüz son "itibar" ve "güven" olur. Sonra tükenirsiniz, sizden geriye bir "aydın posası" kalır ve inanın AKP'nin de o posaya hiçbir ihtiyacı olmayacaktır.

Geçmişinizin, yarattığınız eserlerin bir sonucu olarak belki bugün sözlerinizi dinleyecek bir kesim bulabilir, onları referandumda "evet"e ikna edebilirsiniz; ama bu, halk nezdinde gördüğünüz son "itibar" ve "güven" olur. Sonra tükenirsiniz, sizden geriye bir "aydın posası" kalır ve inanın AKP'nin de o posaya hiçbir ihtiyacı olmayacaktır.

7 Eylül 2010 Salı

6 - 7 Eylül Olayları İçin Özür Dilenmeli (Mİ) ?

Önce uzun bir vakit ayırıp 6-7 Eylül hakkında blogumuzda üç gündür yazdıklarımızı okumanızı rica ediyoruz.
Eğer okuduysanız şimdi sorumuzu yineliyoruz: 6-7 Eylül Olayları İçin Özür Dilenmeli mi?
------------------------------------------------------------------------------------------
Ve bugün 6-7 Eylül'ün yıldönümüne ilişkin bir haberi sizle paylaşıyoruz:
1955’te gayrimüslimlere yönelik gerçekleştirilen saldırılarının 54’üncü yıldönümünde protesto eylemleri yapıldı. Protestocular devletin özür dilemesi gerektiğini belirttiSosyalist Parti ile Toplumsal Olayları Araştırma ve Yüzleşme Derneği, 1955’te yaşanan 6-7 Eylül olaylarını 54. yıldönümünde kınadı. İstanbul’da 1955’te gayrimüslimlere yönelik olarak gerçekleştirilen saldırılarının 54. yıl dönümü nedeniyle Taksim Tramvay Durağı’nda bir araya gelen Sosyalist Parti üyeleri, ‘6-7 Eylül’ün faili de Ergenekon çetesidir’ pankartını açarak sık sık ‘Türk, Kürt, Ermeni yaşasın halkların kardeşliği’, ‘Kahrolsun MİT, CİA, Kontr-gerilla’ sloganlarını attı.Grup adına açıklama yapan Sosyalist Parti İstanbul İl Başkanı Kadir Akın, 6-7 Eylül saldırı ve yağmasının takip eden süreçte Türkiye Cumhuriyeti’nin temel politikasının değişmediğini ve farklı olan ne varsa yok saymaya, inkar ve imha ile yol almaya devam ettiğini belirterek, bugün açılım politikasından bahsedenlerin işe önce saldırıların hesabını vererek başlaması gerektiğini söyledi. Akın, devletin bu kentin insanlarını nasıl yok ettiğini anlatması ve yaşanılanlar için özür dilemesi gerektiğini de ifade ederek, Özel Harp Dairesi ya da derin devletin rol aldığı bütün saldırıların açığa çıkarılmasını istedi.
ETNİK YOK ETME PROVOKASYONUDUR
’Toplumsal Olayları Araştırma ve Yüzleşme Derneği ise yaptığı açıklamada, 6-7 Eylül’ün bir ‘Etnik yok etme provakasyonu’ olduğuna dikkat çekti. 6-7 Eylül olayları sonucunda, resmi kayıtlara göre, 73 kilise, 8 ayazma, 2 manastır, 1 fabrika ile Rumlara ait çok sayıda ev ve işyerinin yakılıp yıkıldığı hatırlatıldı.Ergenekon davasının gündemde olduğu bugünlerde, temiz ve demokratik bir toplum, siyaset ve develet olmanın en kaçınılmaz gereğinin, kontrgerilla zihniyetiyle ve onun kanlı eylem ve uygulamalarıyal yüzleşmek olduğunun belirtildiği açıklamada, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bir grup yurttaşını göçertmek amacıyla bizzat kendi resmi istihbarat gücü eliyle kanlı eylemi tertiplediği kaydedilerek, devletin çok geç kalmadan özür dilemesi gerektiği vurgulandı. BirGün6-7 Eylül’de ne olmuştu?6-7 Eylül 1955’de Atatürk’ün Yunanistan’ın Selanik kentinde doğduğu evin bombalandığı haberi yayılarak başlatılan ve iki gün süren İstanbul ve İzmir’deki ırkçı ve gerici gösteriler azınlıklara yönelik bir tahrip ve yağma hareketine dönüşmüştü.İki gün süren olaylarda İstanbul’da 16 Rum öldü, onlarcası yaralandı, 73 Rum kilisesi, 1 havra, 8 ayazma, 2 manastır, 3 bin 584’ü Rumlara ait olmak üzere 5 bin 538 gayrimenkul yakılıp yıkıldı. Kimi saptamalara göre 50 kimisine göre 200 gayrimüslim kadına tecavüz edildi.Dönemin Demokrat Parti hükümetinin 27 Mayıs 1960 darbesi sonrasında Yassıada’da yapılan yargılamalarında, olayların hükümet eliyle tertiplendiği, Atatürk’ün evinin bir devlet görevlisi tarafından bombalandığı ortaya çıkarılmıştı.

6-7 Eylül Olayları (3)

Yüksek rütbeli bir Türk bürokratın itirafı: Atatürk'ün evi, 6-7 Eylül Olayları'nda bir gerekçe olarak kullanılmak amacıyla bombalandı. İngiliz ve Alman kaynaklarına göre olayların tertiplenmesinde devlet ve hükümet yetkililerinin de payı vardı.
6-7 Eylül Olayları'ndan bir ay evvel Kıbrıs Türktür Cemiyeti'nin (KTC) faaliyetleri artar; Hikmet Bil ve Kamil Önal, Londra, Kıbrıs ve İstanbul arasında mekik dokur. Ağustos 1955 ortasında üç şubesi olan derneğe, 6 Eylül'e kadar 10 yeni şube eklenir. Bunların birçoğunun Demokrat Parti'nin ocak bucak örgütleri tarafından kurulmuş olması dikkat çekicidir. 4 Eylül 1955 günü Hikmet Bil öğrencilere verdiği bir direktifle Taksim Meydanı'nda Rumca gazeteleri yaktırır. Kamil Önal ise aynı gün, üzerinde 'Kıbrıs Türktür' yazılı tam 20 bin plakatı bastırtıp öğrencilere dağıttırır. Olaylardan bir gün evvel Menderes, Bil ile görüşüp Londra'daki Kıbrıs konulu konferansa katılmış olan Zorlu'dan bir şifreli telgraf aldığını ve bu telgrafta Zorlu, Türkiye'den tepki beklediğini, Londra'da zapt edilemeyen bir Türk kamuoyundan bahsedilmesini istediğini anlatır. Bu bilgi aynı gün Bil tarafından KTC şubelerine iletilir. 7 Eylül 1955 günü KTC'nin tüm idari meclis üyeleri tutuklanır ve dernek kapatılır. Tutuklananlar arasında sendikalı işçi, öğrenci ve DP üyesi çoktur. İşçi sayısının fazlalığı, sendika başkanlarının KTC üyelikleriyle açıklanabilir. Tutuklamalar sonucu 34 sendika kapanır. Olaylardan evvel işçiler, sendika başkanları tarafından mobilize edilmiş, sendikaların yardımıyla taş, balta, gibi araçlar temin edilmiş, Tekstil İşçileri Sendikası tarafından bayraklar dikilmiştir. Şoförler Cemiyeti ve Motorlu Taşıt İşçileri Sendikası'nın üyeleri sayesinde ise saldırganları şehrin tüm noktalarına taşıyan araçların koordinasyonu sağlanmıştır. Tutuklananların büyük bir kısmı aynı zamanda Demokrat Parti üyesidir. Partinin Kızıltoprak şubesi üyelerinden, Fenerbahçe'deki saldırgan grubunun önderi Serafim Sağlamel, elinde gayrimüslimlerin adres listeleriyle tutuklanır. 6 Eylül 1955 günü Demokrat Parti üyeleri merkezden, İstiklal Caddesi'nde ufak çapta bir nümayiş düzenlenmesi ve birkaç dükkânın camının kırılması yönünde bir direktif almıştır. Tahribatın bu kadar büyük olması bazı parti üyelerini şaşırtmışa benzer. Öğrenci ve gençlik örgütleri ise 6 Eylül öğleden sonra yapılan mitinglerde halkı kışkırtmak için kullanılır. Hem Milli Emniyet/Amele Hizmetleri (MAH) hem de Demokrat Parti ile yakın ilişkide bulunan Mürşit Yolgeçen adlı bir üniversiteli mitinglerde önemli bir rol oynamıştır. Yolgeçen, birkaç gün önce 'Üniversiteler İstanbul Talebe Cemiyeti' adında, sadece beş üyesi olan bir dernek kurup, olayların başladığı saatlerde Beyoğlu'nda kendini bu derneğin başkanı olarak tanıtır ve Atatürk'ün evinin patlama haberini duyurur. KTC ve gençlik örgütleri üyeleri hapishanede Emniyet Başmüfettişliği'nin aralarına soktuğu bir ajana, bu olayların organizasyonu için hükümet ve devletin bazı resmi makamlarından para ve direktif aldıklarını ve serbest bırakılmadıkları takdirde bu durumu açıklayacaklarını itiraf ederler. Bu arada, kaldıkları hapishanenin koşulları oldukça elverişlidir. İstihbarat mensubu Kamil Önal hapishanedeyken KTC bürosunda bulunan ve istihbarata ait bir dosyayı öğrencilere yaktırır. Aralık 1955'te, KTC idare heyetlerine üye 87 kişi serbest bırakılır ve 12 Şubat 1956'da 17 kişiye dava açılır.
Tek suçları, gazete yakmak
Mahkemenin iddianamesi KTC üyelerini sadece olaylardan evvel Taksim Meydanı'nda öğrencilere yaktırılan Rumca gazetelerden dolayı suçlamaya yöneliktir; 6-7 Eylül Olayları'ndaki teşvik ve destekleri göz ardı edilir. Mahkemeye bu olaylarda Demokrat Parti üyeleri ile MAH, öğrenci-gençlik dernekleri, sendikalar ve KTC'nin işbirliğine işaret eden, 1. Şube tarafından hazırlanmış bir fezleke intikal eder. Fakat Emniyet Umum Müdürü Kemal Aygün, Kominform'un bu olaylarla ilgisinin açıklanmadığı gerekçesiyle MAH mensubu general Şevki Mutlugil'den yeni bir fezleke ister. Bu fezlekeye göre 6-7 Eylül Olayları, Kominform ve Komintern tarafından NATO'ya sabotaj amacıyla düzenlenmiştir. Sunulan kanıtlar, Türkiye Komünist Partisi broşürleri ile Nâzım Hikmet'in Kıbrıs işçilerine emperyalist güçlere başkaldırma çağrısı yapan iki mektubudur. Mahkeme sadece bu ikinci fezlekeye dayanarak KTC ve gençlik derneği üyelerini yargılar. İddianamede Kemal Önal'ın Lübnan'da MAH için çalışırken Komintern çevreleriyle ilişkiye girdiği ve 6-7 Eylül Olayları'nın organizasyonunda bu ilişkilerinden yararlandığı öne sürülür. Mahkemeye ve MAH'tan gelen ikinci rapora göre Önal, KTC'deki faaliyetleri sırasında ise artık MAH mensubu değildir. Bu argüman ile olayların organizasyonunda MAH'ın iştiraki imkânsız kılınmış olur. Oysa Selanik'te Atatürk'ün evinin bahçesine konulan ve olayları başlatmak için gerekçe olarak kullanılan bombadan bile MAH sorumludur. Yüksek rütbeli bir Türk bürokrat, bir ABD Büyükelçiliği üyesine bu patlamanın 6-7 Eylül Olayları'nda bir gerekçe olarak kullanmak için gerçekleştirildiğini itiraf eder. 12 Ocak 1957'de tüm suçlular İstanbul 1. Ceza Mahkemesi kararıyla kanıt yetersizliğinden beraat eder. Özellikle İngiliz ve Alman kaynaklarına göre, 6-7 Eylül Olayları'nın organizasyonuna iştirak edenler arasında Cumhurbaşkanı Celal Bayar, Başbakan Menderes, İçişleri Bakanı Namık Gedik, Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu ve İstanbul Valisi Gökay ile İzmir Valisi Kemal Hadımlı vardır. Emniyet Başmüfettişliği'nin bir raporuna göre, hükümet Yunanistan'a baskı yapmak için küçük çapta bir olay planlamış, ama olaylar çok genişleyince suç komünistlere atılmıştır. 1960 darbesinden sonra kurulan Yassıada Mahkemesi'nde, adı geçen hükümet üyeleri 6-7 Eylül Olayları'ndan dolayı da suçlanır. Her iki mahkemede (İstanbul ve Yassıada) olayların Demokrat Parti üyeleri ile MAH, öğrenci/gençlik dernekleri, sendikalar ve KTC'nin işbirliğiyle gerçekleştirdiğine dair delil bulunmasına karşın, iki davada da bu durum değerlendirilmez. İstanbul mahkemeleri (1955-1957) devletin olaylarla suçlanmaması için, önde gelen hükümet üyelerinin, DP parti üyelerinin ve MAH'ın failliğini göz ardı eder. KTC'ye açılan dava, cemiyetin önderlerinin mahkûmiyeti durumunda hükümetin olaylardaki sorumluluğunun ortaya çıkarılacağı tehditleriyle beraatla sonuçlanır.
Yassıada'daki davanın amacı
Yassıada'daki davanın amacı ise bu olaylarla ilgili olarak sadece Demokrat Parti'yi suçlamaktır; zira KTC, MAH, öğrenci dernekleri ve sendikaların suçsuzluğunun İstanbul mahkemeleri tarafından ispatlandığı kabul edilmiştir. Suçlanan hükümet üyelerinin avukatlarının Yassıada'da o dönemin MAH mensuplarının tanık olarak dinlenmesi talepleri reddedilir. Dönemin istihbaratı henüz askeriyeye bağlı bir birim olduğundan, MAH'ı suçlamak, aynı zamanda 27 Mayıs 1960'tan beri yönetimi elinde tutan askeri rejimi sorumlu tutmak anlamına gelecektir. Sonuçta İstanbul ve Yassıada davalarının amacı 6-7 Eylül Olayları'na açıklık getirmek değil, sadece dönemin politik tercihlerini savunmak ve meşrulaştırmaktır.
Tanıklar anlatıyor:
Talan bitti, sıkıyönetim geldi

'Anneannem ağlıyordu, 'Aman evladım kimsenin malına dokunma, bunlar bizim komşularımız' diyerek...' 'Derikli Usta'nın meyhanesine ilk baltayı, her akşam orada veresiye içki içen zabıta vurdu...' Saatler ilerler, ancak semtlere dağılmış olan kalabalığın öfkesi dinmez. İstanbul en uzun gecelerinden birini yaşamaktadır. "Rum çocukları evlerine bıraktım, eve geldim. Caminin karşısındaydı evimiz. Anneannem kapının önünde taşın üzerine oturmuş, titriyor ve ağlıyordu. Beni görünce 'Aman evladım, kimsenin malına dokunma, bunlar bizim sittin senelik komşularımız' diyerek ağladı. Bir şey oldu, bir süre sonra Rumlardan kalma bir tabak getirdiler eve, anneannem tepki gösterdi, 'Eve sokulmaz bunlar, tarumar oluruz' dedi. Son dakikaya kadar burada, Büyükdere'de iskelenin içinde Anastas ve Niko vardı, pastacı, dükkânının yıkılmaması için sonuna kadar direttik. Fakat öyle bir güruh geldi ki, üf, gözü dönmüş, parçaladılar dükkânları..." (72 yaşındaki emekli bankacı H.Ö., Tarihe Bin Canlı Tanık) Aynı gün bir başka ilde, İzmir'de de şiddet olayları yaşanır. Saat 24.00'te İstanbul'da ve İzmir'de sıkıyönetim ilan edilir, sokağa çıkmak yasaklanır. Emniyet müdahalede gecikmiştir: "Polis istese mani olamaz mı, yahut asker, olurdu. Moda'da, karşıda, meyhane vardı Derikli Usta'nın, demir kepenkli, orada her akşam veresiye içen bir belediye zabıta memuru vardı, kepenge ilk baltayı o vurdu. Bizim evin altında Aksiyotis vardı, düzgün, emeğiyle geçinen, vasat ama medeni kimselerdi, ter ve korku içindeki hallerini hatırlıyorum. Feci bir şeydi, 5-10 gün kulağımdan şangırtı sesleri gitmedi." (71 yaşındaki eczacı M.Z., Akdeniz Sesleri) "Pastane Stasuli'yi kırdıklarında, bir bekçi vardı, 'Hadi çocuklar tamam, tamam' diyordu. Bir akrabam da Çengelköy'de dedi ki, bir gece içinde polisi, bekçisi hepsi değişmiş." (68 yaşındaki emekli öğretmen E.P., Akdeniz Sesleri) Akşam saatlerinde Ankara'ya doğru yola çıkan trene ulaşan dehşet haberleri, Bayar ve Menderes'in İstanbul'a dönmesine yol açar. Bakanlar Kurulu, sıkıyönetim kararı alır. Bu arada Londra Konferansı'ndaki Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu'ya olaylarla ilgili bilgi verilir. "Ordu gelince çil yavrusu gibi dağıldılar, kimse kalmadı. Bu olaylardan sonra aradan zengin olanlar oldu. Ama sonunda tonganın altına Menderes gitti, o ayrı." (78 yaşındaki emekli öğretmen O.D., Tarihe Bin Canlı Tanık) "En çok İstiklal Caddesi'ne zarar verildi. Günlerce o çöpler durdu. Temizlenemedi İstanbul. Hadiselerden sonra 3-4 gün sokağa hiç kimseyi çıkarmadılar. Yüksekkaldırım'a indiğim zaman, bir de ne göreyim, o güzelim vitrin camları aşağıda, piyanolar, orglar, kontrbaslar, saksofonlar yerlerde, parça parça. Ve dükkânın kepenkleri kazmalar, küreklerle parçalanmış. Ve içeri girdiğiniz zaman, baktım birisinin elinde süpürge, böyle süpürüyor dükkânın içini, mal sahibiymiş, 'Geçmiş olsun' dedim. 'Sağ olun' dedi, 'Şu dükkânın haline bakın' diye ağlıyordu adam." (76 yaşındaki kunduracı S.B., Tarihe Bin Canlı Tanık) "İnanır mısınız, 5-6 ay Beyoğlu'na çıkamadım, o manzarayı görmemek için. Derler ki, bir ay, bir buçuk ay, tabii peynirler, yağlar dökülmüşler, onların o kokuları çıkmamış Beyoğlu'ndan." (Emekli bankacı H.Ö.)
Yaraları yine komşular sardı
Günün ilk ışıklarıyla ortaya çıkan dehşetin yaralarını yine komşular sarar: "Birçok Müslüman Türk komşumuz vardı, bize geçmiş olsun demeye geldiler. Ama bazıları da gece köşeye çıktı, 'Var olun çocuklar, var olun' diye destek verdi ve tabii artık onlar bize selam veremiyorlardı. O günden sonra içimize korku girdi. Bu olayları yapanlar bilmediler ki, düşünmediler ki, bu zarar memleketin zararı. Evet, Rum'undu, bilmem neydi, ama burada yaşıyordu, para, devletin parasıydı." (E.P.) İki günün sonunda pek çok insan tutuklanır. 10 Eylül 1955 günü dönemin İçişleri Bakanı istifa eder. Kıbrıs Türktür Derneği kapatılır. 12 Eylül günü Meclis'e taşınan olaylarda DP iktidarı komünistleri suçlar, aralarında Kemal Tahir ve Aziz Nesin'in bulunduğu insanlar tutuklanır, ancak 1956'da aklanırlar. "Ben hep diyorum, Türkiye'nin ekonomisi, 6-7 Eylül'den sonra bozuldu. Çünkü devlet (zararlara karşılık) para ödedi. Ondan sonra Türkiye çöktü. Türkiye'nin ekonomisini tutuyordu onlar. Taksim'de tek dükkân kalmadı. Eskiden parası olmayanlar zengin oldu." (70 yaşındaki ev kadını K.A., Tarihe Bin Canlı Tanık) "Çıkıyorduk, her yerde yazılı, 'Vatandaş Türkçe konuş'. Rumca konuşamazsın, gâvursun. 56'da, Angelos karısını aldı, İtalya'ya kaçtı. Biz kaldık. Biz gitmek istemiyorduk İstanbul'dan tabii. her sabah, adamın biri geliyordu köşede Lula'yı kolluyordu, bekliyordu. Sokağa çıkamıyorduk. Ondan sonra, 64'te, yavaş yavaş hepsi gittiler, yani Rum kalmamaya başladı İstanbul'da. Artık yaşanmazdı burada." (74 yaşındaki ev kadını F.S., Tarihe Bin Canlı Tanık) "Biz bu 55'teki olayları unuttuk, çoğumuz. Ve gittiler diyorlar, bazı Rumlar da diyor bunu. Yoo, o zamandan sonra biz gitmedik. 50 aile gitmiştir belki, 56'larda, 57'lerdeki hadiselerden sonra. 63'te Kıbrıs çok alevlendi. 'Ya Taksim, ya ölüm' her tarafta megafonlar, mikrofonlar, sinir harbiydi bizim için, doğruya doğru. O zaman, işte, hayatımız zordu. Rum olduğumuzu söylemeye çekiniyorduk. Mesela diyorduk ki çocuklara, 'Sesli Rumca konuşmayın', 'Konuşacaksanız sessiz konuşun'. Çünkü hemen görüyordunuz, yüz ifadesi değişiyordu insanların. Bu benim vatanım. Ben burada doğdum, burada yaşadım, anam, babam, böyle. Ben nasıl gideyim, Amerika'ya giden Rumlardan değilim, biz göçmen değiliz bir defa. Ben burasını seviyorum, Yunanistan'ı da. Ama burası da benim vatanım. Sonradan göç başladı ya, 63'ten sonra, 64'te. Hiç gitmeye niyetimiz yoktu. Diyordu ki eşim 'Eğer mecbur kalırsak, sonuncusu olayım, buradan gidişimle!" (E.P.)
Arka bahçede yanan perde
"Biz uyuyorduk, aşağıda Erzurumlu kiracılarımız vardı. Onlar duymuşlar, geldi kapıları vurdu, 'Kalkın dünya yıkılıyor, siz daha yatıyorsunuz' diyerekten. Bir kalktık, hakikaten dünya yıkılıyor, o, ben, ablam, birkaç kişi toplandık, sokağa çıktık. Felaket. Arabaların arkasına (kumaş) topları takıyorlar, toplar, dört tane takıyor, dört parça arabalar sürüklüyor topları. Çikolatadan geçemiyorsun, yerlerde şekerler çürüyor, basıyor millet. Osmanbey'e doğru gittik. O kristaller, saatler, pastalar, çikolatalar... Osmanbey yıkılıyor, bütün millet orada. Nişantaşı'na döneceğiz, bizim mahallenin delikanlıları, o zamanlar, bir mağaza, Dede mağazası, kırıyorlarmış orda, böyle bir top çocuk tulumu geldi kucağıma. Ablam dedi, 'Bunların malı bize yaramaz, ver sen bunu' aldı paramparça etti kumaşları. Bir tek pembe şapka kalmış elimde, vermedim onu sakladım. Oradan Nişantaşı'na gittik, çok fettandı, bu benim büyüğüm ablam. Bir top perde gelmiş onun kucağına, nasıl biliyor musunuz, bütün sim, altın gibi bir perde, oradaki apartmanlardan, nerden kırmışlarsa. Eve getirdi perdeyi, bu sefer bir komşumuz, 'Böyle bir perde sizde yok, ya sizi karakola götürürlerse.' Başladı mı ablam dövünmeye, 'Biz n'apacağız, bunu.' Hadi bakalım, kovanın içine sokar perdeyi, bir de kibrit çakar, yak Allah yak, haftalarca o per- de yandı. O komşunun yüzüne yaktık, ama dünya hakikaten kırıldı, çok berbattı, yani çıkılmıyordu, Osmanbey'e, Nişantaşı'na." (80 yaşındaki işçi N.Ç., Tarihe Bin Canlı Tanık)

6 Eylül 2010 Pazartesi

Hangisi Yandaş?

CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu bu akşam üstü İzmir'de düzenlenen mitingde halka seslendi. Bakalım bu büyük miting dört büyük gazetenin web sayfalarında nasıl yankı bulmuş?

1- Sabah Gazetesi (Haber var ancak resim miting henüz başlamadan)
2- Hürriyet (Haber yok, miting biteli 2 saatten fazla oldu ancak U2 konserine dakikalar kala canlı akış mevcut)
3- Milliyet (Miting biteli 2 saatten fazla olmuş haber yok. Bit osursa haber yapan, paris hilton sıçsa son dakika haberi veren Milliyet)

4- Vatan (Haber var, resim var)

Yandaş olan hangileri?