hayır etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hayır etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Eylül 2010 Çarşamba

Referandum oyununa alet olan aydınlar!

AKP kuyrukçuluğu yapmak, çıkarcılık ve yağcılık, misyonunuzu satmaktır!

- Hiçbir aydın gerekçesi ne olursa olsun AKP'yi destekleyemez!
- AKP'yi desteklemek, bir aydının kendini inkarıdır!
- Bir aydın, çıkarlar uğruna, misyonuna ihanet edemez!

AKP'nin kısmi anayasa değişikliğine neden "evet" dediği sorusuna cevap vermekte zorlanıyor, zorlandıkça saçma sapan gerekçeler üretiyordu.

Ekrandaki aydın, "Çok bedel ödediğini" anlatıyordu mesela... "ilk defa sivil bir anayasa yapıldığını" söylüyordu. İlk kez "askerin egemenliğine son verildiğini ve bunların önemsenmesi gerektiğini" anlatıyordu, kendisi de inanmadan..

Kendisini solcu olarak ifade eden aydınlardan biriydi ekrandaki. Ancak tekil bir örnek değildi.

Bir süredir bir grup aydını, AKP'nin referandum oyunu içinde görüyoruz; bu oyuna, AKP'ye alet olmuş, benzer konuşmalar yapıp duruyorlar.

Bu aldatmacanın içinde yer alan aydınların bir kısmı, siyasal yanılgıları nedeniyle süreci değerlendiremeyip, AKP'nin kuyruğuna takılmış olabilirler. Yine bir kısmı, halka güvenlerini kaybettikleri, kazanmaktan umudunu kesip, demokrasiyi egemen sınıflardan bekledikleri için, AKP'ye yedeklenmiş durumdadırlar.

Bunlara ilişkin olarak çeşitli değerlendirmeler yaptık daha önce.O nedenle burada daha çok, sol adına, AKP'nin propagandistliğine soyunan, AKP'nin kendisini kullanmasına açıkça izin veren, aydın tavrına ihanet eden çıkarcılar üzerinde duracağız.

"Evet" demek basit bir yanılgı değil, aydın misyonuna ihanettir

AKP yalanlarla sürdürdüğü anayasa kampanyasının odağına 12 Eylül'ü oturttu. 12 Eylül ile hesaplaşma demagojileri ile solun değerlerini, halkın özlemlerini kullandı. AKP kendi çıkarları için herşeyi, herkesi, aydınları, eski faşistleri, islamcıları soldan "eski tüfekler" i kullanan, bir partidir.

Bu durumda aydınlara düşen görev, bu yalan ve istismar kampanyasını boşa çıkarmak, solun değerlerini kirletmesine izin vermemek, halkı aldatmalarına seyirci kalmamaktır.

Aydın misyonu bunu gerektirmektedir. AKP'nin sürdürdüğü yalan kampanyasına karşı çıkmak, sol'un değerlerini kirletmesine sessiz kalmak, bunun da ötesinde ortak olmak hiçbir gerekçe ile açıklanamaz.

Tüm gerçeklere karşın, kendisine aydınım diyenler tarafından AKP'nin propagandası yapılıyorsa bu basit bir "siyasi yanılgı" olarak görülemez.

Sorun, AKP'nin "gizli niyetleri"nin bilinip-bilinmemesi de değildir. Zira herşey ortada ve olanca açıklığıyla yaşanmaktadır. AKP'nin 8. yılındaki iktidarının bilançosu ortadadır; işsizlik, yoksulluk, hapishanelerde ölümler, hasta tutsakların katli, tecrit, infazlar, işkencecilerin, katliamcıların mahkemelerde aklanması, Diyarbakır sokaklarında infazlar, binlerce çocuğu hapishanelere dolduran terör yasası, demokratik eylemleri, örgütlenmeleri suç haline getiren gözaltı ve tutuklama terörü. Bunlar bir başka partinin değil, AKP'nin iktidarında yaşandı. Hangi aydın bunlara bilmiyordum, görmedim, duymadım diyebilir. Karşısında en fazla "ama Ergenekon davası" diyebilirler, onun da artık amacı, oligarşi içi iktidar savaşının bir parçası olduğu tüm çıplaklığıyla ortadadır.

AKP'nin yalanlarına ortak olup, referandum oyununun bilinçli bir parçası haline gelenlere, AKP'nin sözcülüğünü yapanlara en başta söylenecek olan şudur;

Hangi saflardasın? Ve ne için, kim adına AKP'nin yalanlarını savunuyorsun?

Aslında hemen herşey bu sorunun cevabında yatmaktadır. AKP'nin halkı aldatan politikalarını savunan biri aydın olamaz. Bu aydın misyonuna sırt çevirmektir.

AKP'yle bu işbirlikçiliği sürdürenlerin ileri sürdükleri gerekçelerin tutarlı bir yanı yoktur. AKP politikalarının karşısında durup, halka gerçekleri anlatması gerekenler AKP yalanlarını bize benimsetmek istiyorlar.

İşbirlikçi ve faşist politikalar sürdüren AKP'nin kısmi anayasa değişikliğini kendisine aydınım diyen biri nasıl destekler?

Biraz tarih, biraz siyaset bilen herkes bilir ki; AKP gibi emperyalizmin işbirlikçisi, halk düşmanı bir parti halk için bir anayasa yapamaz. Yapmaz!

Herkes bilir ki, AKP gibi işbirlikçi bir parti tam 8 yıldır halkın taleplerine sırt çevirmiş ve çevirmeye devam etmektedir. Anayasa değişikliği paketine halkın talepleri doğrultusunda koyduğu tek bir madde yoktur. Paket, açıkça görüldüğü gibi, oligarşi içi çatışmada kendisine gereken düzenlemelerle tekellerin bazı isteklerini içermektedir. Birkaç madde ise, sadece çeşitli kesimleri kendine yedeklemek için adeta kandırmak amaçlı konulmuştur.

AKP'ye demokratik talepleri karşılayacak bir parti gözüyle bakmak baştan yanlıştır. Her aydın bunu bilir esas olarak. Ancak sorun bilmezden gelinmesindedir.

AKP'nin ortaya çıkışı, kurduruluşu, izlediği program, halka karşı politikaları, aldığı destekler AKP'nin emperyalizmin ve işbirlikçi burjuvazinin bir partisi olduğunu göstermektedir.

AKP'yi oluşturan kadrolar açısından bile baksak, görürüz ki, hepsi anti-komünisttir, sola düşmandır.

İşte tüm bu gerçeklere karşın hala referandumda "Evet" deyip, AKP'nin kuyruğuna takılmak, süreci görüp-görememekle ilgili değildir. Geriye başka hesaplar, kaygılar, çıkarlar kalmaktadır.

Düzen içinde ulaşılacak statükolar, kariyerler, aydının tarihsel misyonunun karşılığı olabilir mi?

AKP'ye basit çıkarlar yüzünden kendilerini kullandırtan "aydınlar"ın önemli bir kısmı, çok aleni bir şekilde iktidar tarafından çeşitli biçimlerde ödüllendirilmektedir. İktidarın, belediyelerin etkinliklerine çağrılmakta, kendilerine çeşitli organizasyonlarda yer verilmekte, çeşitli platformlarda "itibar" görmekte, gericilerin televizyonlarında, basınında, reklam programlarında, TRT'de kendilerine yer bulmaktadırlar.

Aydın misyonuna ihanet eden bu zavallıların açıklamalarına bakılacak olursa herbiri kendisine çok önemli misyonlar yüklemiştir. Öyleki "bir parmaklarını sallasalar" binlerce kişiyi sokağa dökecek, bir konuşsalar, onbinlerce kişiyi etkileyecek yetenekte ve keramette görürler kendilerini.

Halk ile mücadele ile solun değerleri ile demokrasi mücadelesi ile bir ilgileri olmamasına karşın sol adına ahkam keserler. Devrimcilerin büyük emeklerle başardıkları, büyük bedellerle tarihe yazdıkları herşeyi kullanıp, herkese akıl verirler.

İşbirlikçi, halk düşmanı AKP'yi üç kuruş uğruna öylesine büyük bir gayretkeşlikle pazarlamaktadırlar ki, bir işporta tezgahı satıcısından farksızdırlar. Çünkü pazarlamaya çalıştıkları "mal" o kadar bozuk ve kötüdür ki, yalanlara, çarpıtmalara başvurmadan AKP'cilik yapamazlar.

Tüm aydınlar, AKP geçicidir, gelir geçer, tarih kalır, halk kalır, Türkiye solu kalır. Yarın tarihe, halka, sola hesap vermek durumunda olacaksınız. O zaman söyleyecek sözünüzün olması için bir an önce savrulduğunuz bu yanlıştan geri dönün.

AKP'ye verilecek destek karşılığında elde edilecek statü, para, ne olursa olsun, inanın ki, düşüncelerinize, aydın misyonunuza ihanet etmeye değmez.

Geçmişlerinden kendilerine kalan tüm değerleri, varsa bir isimleri, onları AKP ile pazarlık masasına sürerek, belki onlarca yılda onlarca eserle, ürünle elde ettiğiniz isimlerinizi, AKP'ye kullandırtmayın. Bu, kendinizi aydın olmaktan çıkartıp, yaşayan birer ölü haline getirmektir. Geçmişinizin, yarattığınız eserlerin bir sonucu olarak belki bugün sözlerinizi dinleyecek bir kesim bulabilir, onları referandumda "evet"e ikna edebilirsiniz; ama bu, halk nezdinde gördüğünüz son "itibar" ve "güven" olur. Sonra tükenirsiniz, sizden geriye bir "aydın posası" kalır ve inanın AKP'nin de o posaya hiçbir ihtiyacı olmayacaktır.

Geçmişinizin, yarattığınız eserlerin bir sonucu olarak belki bugün sözlerinizi dinleyecek bir kesim bulabilir, onları referandumda "evet"e ikna edebilirsiniz; ama bu, halk nezdinde gördüğünüz son "itibar" ve "güven" olur. Sonra tükenirsiniz, sizden geriye bir "aydın posası" kalır ve inanın AKP'nin de o posaya hiçbir ihtiyacı olmayacaktır.

20 Temmuz 2010 Salı

Neden HAYIR diyorlar!

AKP'nin Anayasa değişikliği referandumunun tarihi olan 12 Eylül yaklaşırken, referandumda niye "evet" denilmesi gerektiğine dair yapılan propaganday hız kazanmış durumda. Sol örgütler Halkevleri, ÖDP ve TKP ise referandumda "hayır" oyu vereceklerini açıkladılar.

Referandumda hayır diyecek olan sol örgütler Halkevleri, ÖDP ve TKP'ye, niye "hayır" diyeceklerini sorduk. Halkevleri Genel Başkanı İlknur Birol, ÖDP Genel Başkanı Alper Taş ve TKP Genel Başkanı Erkan Baş sorularımızı yanıtladı.

Halkevleri Genel Başkanı İlknur Birol: 12 Eylüllere 'hayır' demek için...

AKP için demokrasinin, özgürlüğün ve hukukun ne anlama geldiğine 7 senedir tanıklık ediyoruz. Hapishanelerin Kürt çocuklarla dolup taştığı, basına yönelik davaların hızla arttığı, Belediye Başkanlarının, sendikacıların hapishaneye atıldığı, dinlemelerin sıradanlaştığı bir ülkede hangi demokrasiden bahsediliyor? Sendikaların baskı altına alındığı, işçilerin güvencesizleştirilip köleleştirildiği, tüm temel hizmetlerin ticarileştiği, doğanın sermayenin kâr etmesi için hızla katledildiği bir ülkede özgürlük kimin için var?

"AKP sermayenin ihtiyaçlarına uygun anayasa yaptığı için HAYIR diyeceğiz"
AKP iktidarının Anayasa düzenlemeleri halkı sermayeye tutsak etmekte ve sermaye özgürlüklerini güvence altına almaktadır. 7 yıllık iktidarının alamet-i farikası olan piyasalaştırma ve tüm temel hizmetlerin paralılaştırılması ve emeğin güvencesizleştirilmesine yönelik uygulamalarına anayasal güvence sağlayacak olan bir düzenleme yapılmaktadır. Talan ekonomisinin önünde hiçbir engel istemeyen AKP'nin bu oyununa halkın hak mücadelesini yürütenler olarak gerçekleri görüyor ve onaylamıyoruz demek için HAYIR diyeceğiz.

"AKP 12 Eylül’ün mirasına sahip çıktığı için HAYIR diyeceğiz"
AKP’nin Anayasa değişiklik paketi, demokratik bir Anayasayı ifade etmemektedir. 12 Eylül 2010’da “evet” dememiz istenen Anayasa, 12 Eylül Anayasası’dır. AKP yeni bir Anayasa önermemekte, daha önceden defalarca başka iktidarlar döneminde de yapıldığı gibi, 12 Eylül Anayasası’nı sermayenin ve rejimin ihtiyaçları doğrultusunda revize etmektedir.

AKP iktidarı 12 Eylül darbecilerinin hiçbir kurumunu ortadan kaldırmamaktadır. Örneğin AKP iktidarı bir 12 Eylül kurumu olan YÖK’e değil, YÖK’ün elinde olmamasına karşı olduğunu ispat etmiş, YÖK’ü ele geçirir geçirmez bu kurumu hedef almaktan vazgeçmiştir. AKP’nin derdi bu 12 Eylül kurumlarının iktidarını ele geçirmektir. Böylesi bir çabayı “12 Eylül ile hesaplaşma” olarak değerlendirmek, 12 Eylül’de işkencelerden geçen, idam sehpalarına başı dik bir biçimde çıkan binlerce devrimci, ilerici insanımıza -en hafif tabiriyle- büyük bir saygısızlıktır.

"AKP Kürt halkını yok sayan inkarcı tutumunu pervasızca devam ettirdiği ve savaş naraları attığı için HAYIR diyeceğiz"
Yine ülkenin en önemli sorunu “Kürt sorunudur” denirken değişiklikte kürt sorununa dair tek bir düzenleme bulunmamaktadır. Tam tersine toplumu birbirinden ayrıştırarak milliyetçi histeriyi körükleyen çizgi artık iyice açığa çıkmıştır. İnkar siyasetini sürdüren ve savaş rejimini kendi kontrolündeki yeni askeri güç odakları yaratarak derinleştiren AKP Kürt halkının haklarını teslim etmek yerine Kürtlerin mücadelesini savaş ile tasfiye etmeye yönelmiştir. Seçim barajı gibi, anadilde eğitim gibi, eşit yurttaşlık esasları gibi konularda rejimin tekçi ve inkarcı yapısında değişim öngörecek eşitlikçi bir düzenlemeden eser yoktur.

"12 Eylül’lere hayır demek için 12 Eylül’de hayır diyeceğiz!"
Bizler 12 Eylül ile hesaplaşmak adına, 12 Eylül askeri darbesinin kurumlarını, ruhunu ve yöntemlerini bünyesinde barındıran bir Anayasa paketine gönül rahatlığıyla hayır diyeceğiz. 12 Eylül 1980 den sonra darbecilerinin peşinden giderek 12 Eylül 1980 Anayasası’na “evet” deme çağrısı yapan tüm tarikat ve cemaatlerin bugün “12 Eylül ile hesaplaşma” taklidi yaparak referanduma “evet” kampanyası yürütmeleri trajikomik bir çelişki değil anlamlı bir sürekliliktir. 12 Eylül Anayasası’na evet diyenlerin, 12 Eylül 2010’da da “evet” oyu vermeleri gayet doğaldır. Doğal olmayan ise, 12 Eylül Anayasası’na “hayır” diyenlerin 12 Eylül 2010’da “evet” demeleridir. Bu 30 yıl önce reddedilen bir düzenin, bugün onaylanması anlamına gelmektedir. Bizler, 12 Eylül darbesi ve sonrasındaki onlarca Anayasal düzenlemeyle sağlamlaştıran sermaye düzenini ısrarla reddetmeye devam edeceğiz. Bu nedenle 12 Eylül 2010’da hayır demek, 30 yıl sonra güçlü bir şekilde 12 Eylül darbesine hayır demektir.

12 Eylül 1980 faşizmine bugüne dek bedeller ödeyerek direnmiş olan, , Kürtler, emekçiler ve bir bütün olarak “sol” olagelmiştir. Bugün “demokrasi ve özgürlük” diyerek toplumun bilincini, yüreğini, inançlarını ve emeğini kelepçeleyerek iktidar nimetlerine sermaye adına süreklilik arayanlar dünün asker kucağında tanklarına selam duranlarıdır. AKP nin ve sol liberal çevrelerle siyasal İslam temsilcisi güçlerin “Vesayet rejiminde vasi değişikliği talebi egemenler arası bir diyalog parçasıdır. İktidar güçlerinin belirlediği bu çerçeveyi alt üst edecek olanda sol güçlerin var güçleriyle bu oyunu bozacak müdahaleleri olacaktır.

Referandumda hayır çünkü bu gün 82 Anayasa’nın tüm kurumlarıyla birlikte tarihin çöplüğüne gönderildiği, daha kapsamlı bir Anayasa değişikliği ihtiyaçtır. Ve bu anayasa halkların, emekçilerin, kadınların ve doğanın yaşam hakkını güvenceye alan eşitlikleri barındıracaktır. Yasaların eşitliğin ve özgürlüğün diliyle yazılacağı güne dek halkların hak mücadelelerini yükseltmek üzere ‘yola devam’ diyeceğiz ve 12 Eylül 2010 da HAYIR’ı örgütleyeceğiz.

Ehven-i şer ile hareket edecek olanlar yüz yıllık uykudan uyandırılacak olan prensese hayat öpücüğünü AKP nin vereceğini düşünmektedirler. Bu kişilere yine de ısrarla söyleyelim:

“Hey, o gelen beyaz atlı prens değil, masalın uzun burunlu çirkin cadısıdır.”

ÖDP Genel Başkanı Alper Taş: 12 Eylül düzeninin özü korunuyor

Anayasa değişiklik paketine dair referandumda "evet" kampanyası yürütenler sözümona 12 Eylül düzeninde değişiklik yapma fırsatı yakalandığını iddia ediyor. Oysa ortada bir değişiklik yok. Nedir 12 Eylül'ün, 12 Eylül düzeninin özü? Birincisi, 12 Eylül, 24 Ocak kararlarının devamıdır, doğal olarak bu düzenin özü, piyasanın, piyasa diktatörlüğünün önün açmaktır. Özelleştirmelerin önünü açmaktır. 12 Eylül budur. AKP'nin değişiklik paketinin özü de budur. Bu pakette yargının yerinden denetimini ortadan kaldırarak özelleştirmelerin, piyasalaştırmanın önü açılmaktadır. Artık kıyılar, çevre, doğa, sular dahi kolaylıkla alınıp satılabilecek, kirletilebilecek. Bunların önündeki engelleri kaldırıyorlar, özelleştirmelerin engellenmesine dönük kısmi önlemler kalkıyor. Piyasa düzeninin önü açılıyor. Bu paket bu özü koruyor ve güçlendiriyor.

İkincisi, bu paketteki anlayış, iktidarı dağıtan değil merkeze toplayan, yürütmeye toplayan bir anlayış. Doğal olarak paketin özü de iktidarı daha fazla merkeze toplamaya dönük bir çabayı temsil ediyor. Yasama yürütme ve yargının güçlendirilmesinde yürütmenin rolü artırılıyor, bu nedenle de bu paket, 12 Eylül düzeninin özünü koruyor. Esas olarak bu iki temel noktada 12 Eylül anayasasının özü korunmuş oluyor.

"Başkanlık sistemine geçişin hukuki temelini oluşturuyorlar"
AKP piyasa diktatörlüğünü savunuyor, ve bunu altyapıda inşa ederken, üstyapıda da yürütmeyi güçlendirerek başkanlık sistemine geçişin hukuki temelini oluşturuyor. Bunun emekçiler adına bir kazanım içerdiğini savunmak mümkün değil, bunun ilerici olmadığı da ortada. Devrimciler iktidarın dağıtılarak emekçilere yaklaştırılmasını, halkın sosyal haklarını, parasız eğitimi, parasız sağlığı, kamuyu savunur. Bu bakımlardan da paket hiçbir ilerici öge içermiyor. Mevcut 12 Eylül rejimini güçlendiriyor. Paketin özü budur. Bu yüzden biz "2 hayır birden" diyoruz, hem AKP'nin paketine, hem 12 Eylül Anayasası'na hayır.

"Solda bazı kesimler 'statüko-değişim' tuzağına düştü"
Bu tartışmada önemli bir nokta şu. AKP süreci sahte bir değişim-statüko tartışmasına çekiyor. Solda da bazı kesimler bu tuzağa düşmüş durumda. Sözümona bu değişim silahını AKP'nin elinden almak için "Yetmez ama evet" diyeceklermiş. AKP'nin "değişim" iddiasına baştan teslim olmuş bu kesimler. Bunlar solu statükoculuktan yana olmakla itham ediyor. AKP düzeni tahkim ediyor, düzeni değiştirmiyor. Ayrıca 1960'lardan bu yana, sol toplumsal olmaya başladığı dönemden bu yana solun söyledikleri ortada, Kürt sorununda, haklar ve özgürlükler meselesinde, sendikal haklar meselesinde, Aleviler meselesinde, seçim ve siyasi partiler yasasında solun söyledikleri ortada. Yıllardır devrimcilerin söylediklerinin ancak onda birini söyleyenler karşısında nasıl devrimciler statükocu oluyor da, AKP değişimci, devrimci oluyor?

"Biz zaten yıllarca Anayasa'yı değiştirme teşebbüsünden yargılandık"
Bu AKP'nin zihniyetine teslim olmaktır. Gerçek aydın ve gerçek sol, düzene hayır demelidir. Biz gerçek solu, gerçek aydınları bu düzene hayır demeye çağırıyoruz. Çünkü AKP'nin değişiklik paketi 12 Eylül düzenini güçlendiriyor. Biz zaten Anayasa'yı değiştireceğiz diye yıllarca yargılandık. Biz bu Anayasa'yı değiştirip eşitlikçi, özgürlükçü, demokratik bir anayasa yaratacağız. Mücadelemiz bu sistemi köklü bir biçimde değiştirmenin mücadelesidir. Bu sistemi yamayan değişikliklerin peşine takılmak aydın olmak, devrimci olmak değildir.

TKP Genel Başkanı Erkan Baş: "Halkımızın çıkarları tereddütsüz bir hayır'dan yanadır"

AKP'nin hazırladığı Anayasa değişiklik paketi kendi siyasi hedeflerine ve çıkarlarını savunduğu piyasacı güçlerin ihtiyaçlarına göre hazırlamıştır. Emekçilerin, halkın çıkarları ile en küçük bir ilgisi olmayan değişikliğin ilerici, devrimci, sol güçler açısından savunulacak herhangi bir yanı yoktur.

Özellikle Anayasa Mahkemesi'nin kararından sonra paketin tek seferde ve bütün olarak oylanacağı düşünüldüğünde, tek tek maddelerin ötesinde değişikliklerin özünü göz önüne alarak bir karar vermek durumundayız. Bu durumda işçi sınıfı ve emekçi halkımızın çıkarları tereddütsüz bir "Hayır"dan yanadır.

"Halkı aptal yerine koyuyorlar"
AKP tarafından söz konusu değişikliğin 12 Eylül Anayasası ile hesaplaşma olarak pazarlanmaya çalışılması, daha önce de benzer örneklerini gördüğümüz, halkı aptal yerine koyan, aldatmaya ve kandırmaya dayalı AKP tarzı politik bir hamledir. İddia edilenin tam tersine bu girişimin 12 Eylül'ün doğrudan bir uzantısı ve devamı olduğunu düşünüyoruz. Kendisi de 12 Eylül'ün sonuçlarından birisi olan AKP, bir taraftan 12 Eylül Anayasası'na makyaj yaparken bir taraftan da gerici, piyasacı güçlerin konumunu daha da rahatlatacak bir hamle yapmaktadır. Bu hamle 12 Eylül Anayasası ortadan kaldırmak bir yana, onun ruhuna uygun olarak güncelleştirilmesi ve ömrünün uzatılması girişimidir.

12 Eylül ülkemiz emekçilerine, ilerici devrimci birikimine karşı kapsamlı bir saldırının adıdır. Faşist generallerin darbesine ve sonuçlarına karşı yıllardır mücadele eden sol güçler, 2. Cumhuriyetçilerin (AKP diliyle söyleyecek olursak "Yeni Osmanlıcı"ların) “İkinci 12 Eylül” girişimine karşı da kararlı bir karşı duruşu sergilemek görevi ile karşı karşıyadır.

Türkiye Komünist Partisi olarak referandumu kısmen de olsa halkın sözünü söyleyebileceği bir süreç olarak görüyoruz. Ülkemiz emekçilerinin siyasal süreçlere daha aktif bir biçimde müdahil olması için her türlü olanağı değerlendirmeye çalıştığımız gibi, referandumu da bu açıdan en etkili biçimde değerlendirmeye çalışacağız. Referandumu piyasacı güçlerin bugünkü amaçlarını, emekçi halkımıza ve ülkemize dönük saldırılarını en yaygın biçimde teşhir etme olanağı olarak görüyoruz. Sermaye sınıfının saldırılarını mümkün olduğunca geniş bir yüzeyde tartışma ve taraflaştırma olanağı bulmuş olacağız. Özetle referandum sürecinde bizim için AKP'nin halk düşmanı, gerici, piyasacı, emperyalizme hizmetkâr kimliğini deşifre etme çabamızı yoğunlaştıracağız. AKP Anayasası'na "Hayır" derken 12 Eylül anayasasının asıl hangi nedenlerle değiştirilmesi gerektiğine ilişkin bir aydınlatma hamlesi yapmaya olanak sağlayacak bir süreç var önümüzde...

“Hayır” bunun karşılığıdır.

Son olarak bir not düşmek istiyorum, dünya tarihinde halkların kaderlerini ellerine almalarının ilk şartlarından birisinin egemenlerin politikalarına “Hayır” demeyi öğrenmeleri olduğunun altını çizmek isterim. Referandum doğrudan böyle bir sonuca yol açacak diyemem ama, her şeyin bir başlangıcı vardır ve 12 Eylül'deki referandum belki de bu “Hayır demeyi öğrenme süreci”nin ilk adımlarından birisi olacak.

Bu süreci mümkün olan en etkili biçimde örgütleyeceğiz.