17 Ağustos 2010 Salı

17500 İnsanımızı Unutmadık

17 Ağustos 1999
Saat  03:02
Unutmadık!
Kaybettiğimiz 17500 insanımızı unutmadık!
Bu acıyı bir daha yaşamamak için depreme karşı dayanıklı binalar,
depreme karşı güvenli kentleşme...

16 Ağustos 2010 Pazartesi

Tatil Bitti :(


15 Gün yoktum. Belfast, Beyrut ve Bursa turu yaptım :) 3 B... Dört gün süren Belfast, arada iki gün Paris, dört gün süren Beyrut ve iki günlük Bursa. Belfast ve Beyrut yıllardır gitmek istediğim iki şehir olarak tatilimin ana hatlarıydı. Paris sadece okuluma uğrayıp bazı belgeler ve ödemeler için gerekli olan zamanı tamamlamak ve Beyruta'a geçmek içindi. Bursa ise ailemin bazı fertlerini ziyaret amacına ev sahipliği yaptı. Çok gezdim, çok fotograf çektim. Özellikle Belfast ve Beyrut yıllardır özlemini çektiğim şehirler olarak hayallerimin üstünde etkileyici çıktılar. Resimlerimi en kısa sürede ayıklayacağım. Gezi yazıma her şehirden sadece bir resim koyacağım. Anlatacaklarım belki sadece bana göre güzeldir. Ancak Beyrut ve Belfast gidebilecek kişiler için kesin güzel ve özeldir. Merhaba nemli İstanbul.

27 Temmuz 2010 Salı

Bir ömürde benden

5 Mayıs 1981 tarihi dünya üzerinde bir çok insan için herhangi bir başka günden farksızdır. 26 Haziran 1984 tarihi ülkemizdeki ve dünya üzerinde bir çok insan için herhangi bir başka günden farksızdır. 27 Temmuz 1996 tarihi ülkemizdeki ve dünya üzerindeki bir çok insan için herhangi bir günden farksızdır. Normaldir öyle olması. İnsanlık çoğunlukla uzak ve duyarsız olmuştur. Yakın ve duyarlı olanların önemli bir kısmı ise geçen zamanlarda unutmuşlardır o tarihlerde olanları. 5 Mayıs, 26 Haziran, 27 Temmuz... 1981,1984,1996... Günler farklı, aylar farklı, yıllar farklı... Sizler için öyle, çoğunluk için öyle... Bu tarihlerin bir ortak özelliği vardır o tarihi yaşayanlar, şahitlik edenler, içinde bulunanlar, geçmişinden öğrenenler ve geçmişe sahip çıkanlar için... Biliyorum buraya kadar okuduklarınız sizler için önem değeri taşıyan bir bilgi içermiyor.

Bu yüzden durumu biraz değiştirelim. Bazı isimler ekleyelim yazımıza. 5 Mayıs 1981 Bobby Sands... Hatırladınız mı bu ismi? Çok az kişi evet derken büyük çoğunluk 'hayır' demekte biliyorum. 26 Haziran 1984 Abdullah Meral, Fatih Öktülmüş, Haydar Başbağ ve Hasan Telci... Bu isimleri hatırladınız mı? Yine büyük çoğunluk için cevap aynı : Hayır! O halde 27 Temmuz 1996 için 12 isim yazmama gerek kalmadı değil mi? Nasılsa cevabınız "Hayır, tanımıyoruz, hatırlamıyoruz" olacak! Ama yok yok sadece birisinin ismini yazayım bari; Ayçe İdil Erkmen... Siz hatırlayın diye yazmadım, ben unutamıyorum o yüzden yazdım... Bu yazıyı okuyanlar ve cevabı çoğunlukla 'Hayır!' olanlar en azından bu 'Hayır' cevabınızı bir kez daha kullanın hayatınızda ve 12 Eylül 2010 günü HAYIR diyin! Hatırlamadığınız, bilmek zorunda olmadığınız için tanımadığınız isimler ve tarihler için hayır dediğiniz gibi olmasın tamam mı?

5 Mayıs 1981, 26 Haziran 1984, 27 Temmuz 1996... Bizler zamanla hepimiz unutsak ve hatırlamasak bile birileri asla unutamayacak ve hep hatırlayacak bu tarihleri. Zulümle, tecritle, işkenceyle teslim alamadığı direnişçileri unutamayacak İngiliz emperyalizmine hizmet eden katiller, Amerikan emperyalizmine hizmet eden katiller ve emperyalizmin ülkemizdeki eli kanlı yerli işbirlikçileri bu tarihleri ve bu isimleri asla unutmayacaklar. Unutamayacaklar!

Ya Doğruysa

Hayatımda gördüğüm en baştan savıcı, günü geçiştirip “konuşmadılar” demesinler yaftası yememek için yapılan bir bildiri okuma toplantısıydı dün yapılan. Deloitte temsilcisinin önünde firmasının logolu bir tanıtım kartı olsa, bizim idarecilerin isimleri ünvanları önlerinde yazılı olsa, arkada duvara HBK nın iddialarına cevap olarak belge ve onay asıllarını gösteren bir slayt sunumu yapılsa, konuşmalar okunmak yerine belgeler üzerinden göstere göstere yapılsa…

Deloitte temsilcisi çıkıp “neyi nasıl denetlediklerin, sınırları ve içeriğini anlatsa”.. sonra da iddia edilen durumun aslında iddia edildiği gibi olmadığını gösterse… Murat Özaydınlı “transferi bırakıp gelmiş ya” gelmemiş olsa, izleyici kadrosundan mesela Vedat olcay çıkıp o konuşmayı kağıttan okusa. Ve hepsini geçtim birisi “basılarak kitapçık haline getirilmiş ve postalanmış mali raporu” kongre üyeleri ile aynı anda öğrendiklerini söyleyen Deloitte temsilcisine ve Murat Bey’e ” e kardeşim basılı rapordaki onay neyin nesi o zaman” diye sorsa… Kandırılmaya alıştık. İddia edenler HBK, TK, SS ise camia göz kapalı “hain bunlar zaten” düşüncesiyle hareket ediyor. Ama bozuk saat bile iki kez doğruyu gösteriyor. Ya bu sefer doğruysa, ki aksini gösterecek hiçbir şey açıklanmadı dün! Gelecek sene yaşanması olası hüsranların sebebi belli oldu ama “HBK mali konuda suçladı”… Yoksa şampiyonduk! Transferi bırakıp açıklamaya koşacak kadar komik kurumsal yapımızın bu durumu bana “HBK bu sefer can evlerinden vurdu, telaşa kapıldılar” izlenimi verdi. Yazık oluyor Fenerbahçe'ye. Pardon pardon Fenerbahçe'ye yazık olalı çok oldu artık azizbahçe sarsılıyor.

26 Temmuz 2010 Pazartesi

KAYISILI YOĞURT PASTASI


Ne iyi etmişim de hep yeni bir şeyler denemişim o gün misafilerime :) Bir aydır cepten yazıyorum resmen. Yazmadığım hala bir kaç tarif var hatta :) Bu beni Ramazan ayına kadar rahat rahat idare eder sanırım.



Bu tarife "Kayısılı Cheesecake" de denilebilir ama cheesecake'e nazaran içi daha yumuşak bir pasta aslında. Tarifi Sofra Dergisi , Haziran 2010 sayısından aldım ancak üzerinde bazı oynamalar yaptım.

1 paket finger bisküvi

100 gr tereyağ

6 adet yumurta

1 kutu süzme yoğurt (Sütaş 750 gr)

1 paket beyaz krem peynir (Pınar Beyaz)

1 su bardağı krema

1,5 su bardağı toz şeker

2 çorba kaşığı un

1 paket vanilyalı puding (Dr. Oetker)

20 adet kayısı

10-15 adet kiraz

pudra şekeri (Servis ederken)

Tabanını hazırlama :

Bisküvileri elimizle parçalayıp, robota koyuyoruz ve un haline gelene kadar parçalıyoruz. Tereyağını eritip un haline gelen bisküvilerle karıştırıyoruz. 26 cm kelepçeli kalıbın tabanına

yağlı kağıt koyup kitliyoruz. Tereyağ bisküvi karışımını kalıbın tabanına bastırarak eşit kalınlıkta yayıyoruz. Bu şekilde hazırladığımız tabanı buzdolabında 30 dk kadar bekletiyoruz.

Kremasını hazırlama :

Yumurta sarı ve beyazlarını ayırıyoruz. Yumurta sarılarını bir kaba alıp, toz şekerle çırpıyoruz.

Karışım krema kıvamına gelince yoğurt, peynir, krema, un ve pudingi ilave edip çırpmaya devam ediyoruz. (Bu aşamada yoğurdun kıvamından vb durumlardan ötürü çok sıvı kalırsa bir kaşık daha un ilave edebilirsiniz)

Kayısıların yarısının çekirdeklerini çıkartıp, robotto püre haline getirip bunu da yumurta sarılarının olduğu karışıma ilave ediyoruz.

Yumurta beyazlarını da bir tutam tuz ile cam bir kapta bıçakla kesilinceye kadar çırpıyoruz. Kıvamını bulunda yumurta sarılarının olduğu karışıma katıp , tahta kaşıkla karıştırıyoruz.

Bunu buzdolabında beklettiğimiz tabanın üzerine döküyoruz.

Kayısıların kalanını ufak ufak doğrayıp hazırlıyoruz. Kirazların da çekirdeklerini çıkarttıktan sonra doğruyoruz. Kayısı ve kirazları una bulayıp karışımın üzerine serpiştiriyoruz.

Pastamızı 180 derecede , önceden ısıtılmış fırında, ortası pişene kadar tutuyoruz. (yaklaşık 1 saat) .

Pişince soğumak üzere buzdolabında bekletiyoruz.

Pudra şekeri serpip servis ediyoruz.

Afiyetle & sağlıkla,

20 Temmuz 2010 Salı

Neden HAYIR diyorlar!

AKP'nin Anayasa değişikliği referandumunun tarihi olan 12 Eylül yaklaşırken, referandumda niye "evet" denilmesi gerektiğine dair yapılan propaganday hız kazanmış durumda. Sol örgütler Halkevleri, ÖDP ve TKP ise referandumda "hayır" oyu vereceklerini açıkladılar.

Referandumda hayır diyecek olan sol örgütler Halkevleri, ÖDP ve TKP'ye, niye "hayır" diyeceklerini sorduk. Halkevleri Genel Başkanı İlknur Birol, ÖDP Genel Başkanı Alper Taş ve TKP Genel Başkanı Erkan Baş sorularımızı yanıtladı.

Halkevleri Genel Başkanı İlknur Birol: 12 Eylüllere 'hayır' demek için...

AKP için demokrasinin, özgürlüğün ve hukukun ne anlama geldiğine 7 senedir tanıklık ediyoruz. Hapishanelerin Kürt çocuklarla dolup taştığı, basına yönelik davaların hızla arttığı, Belediye Başkanlarının, sendikacıların hapishaneye atıldığı, dinlemelerin sıradanlaştığı bir ülkede hangi demokrasiden bahsediliyor? Sendikaların baskı altına alındığı, işçilerin güvencesizleştirilip köleleştirildiği, tüm temel hizmetlerin ticarileştiği, doğanın sermayenin kâr etmesi için hızla katledildiği bir ülkede özgürlük kimin için var?

"AKP sermayenin ihtiyaçlarına uygun anayasa yaptığı için HAYIR diyeceğiz"
AKP iktidarının Anayasa düzenlemeleri halkı sermayeye tutsak etmekte ve sermaye özgürlüklerini güvence altına almaktadır. 7 yıllık iktidarının alamet-i farikası olan piyasalaştırma ve tüm temel hizmetlerin paralılaştırılması ve emeğin güvencesizleştirilmesine yönelik uygulamalarına anayasal güvence sağlayacak olan bir düzenleme yapılmaktadır. Talan ekonomisinin önünde hiçbir engel istemeyen AKP'nin bu oyununa halkın hak mücadelesini yürütenler olarak gerçekleri görüyor ve onaylamıyoruz demek için HAYIR diyeceğiz.

"AKP 12 Eylül’ün mirasına sahip çıktığı için HAYIR diyeceğiz"
AKP’nin Anayasa değişiklik paketi, demokratik bir Anayasayı ifade etmemektedir. 12 Eylül 2010’da “evet” dememiz istenen Anayasa, 12 Eylül Anayasası’dır. AKP yeni bir Anayasa önermemekte, daha önceden defalarca başka iktidarlar döneminde de yapıldığı gibi, 12 Eylül Anayasası’nı sermayenin ve rejimin ihtiyaçları doğrultusunda revize etmektedir.

AKP iktidarı 12 Eylül darbecilerinin hiçbir kurumunu ortadan kaldırmamaktadır. Örneğin AKP iktidarı bir 12 Eylül kurumu olan YÖK’e değil, YÖK’ün elinde olmamasına karşı olduğunu ispat etmiş, YÖK’ü ele geçirir geçirmez bu kurumu hedef almaktan vazgeçmiştir. AKP’nin derdi bu 12 Eylül kurumlarının iktidarını ele geçirmektir. Böylesi bir çabayı “12 Eylül ile hesaplaşma” olarak değerlendirmek, 12 Eylül’de işkencelerden geçen, idam sehpalarına başı dik bir biçimde çıkan binlerce devrimci, ilerici insanımıza -en hafif tabiriyle- büyük bir saygısızlıktır.

"AKP Kürt halkını yok sayan inkarcı tutumunu pervasızca devam ettirdiği ve savaş naraları attığı için HAYIR diyeceğiz"
Yine ülkenin en önemli sorunu “Kürt sorunudur” denirken değişiklikte kürt sorununa dair tek bir düzenleme bulunmamaktadır. Tam tersine toplumu birbirinden ayrıştırarak milliyetçi histeriyi körükleyen çizgi artık iyice açığa çıkmıştır. İnkar siyasetini sürdüren ve savaş rejimini kendi kontrolündeki yeni askeri güç odakları yaratarak derinleştiren AKP Kürt halkının haklarını teslim etmek yerine Kürtlerin mücadelesini savaş ile tasfiye etmeye yönelmiştir. Seçim barajı gibi, anadilde eğitim gibi, eşit yurttaşlık esasları gibi konularda rejimin tekçi ve inkarcı yapısında değişim öngörecek eşitlikçi bir düzenlemeden eser yoktur.

"12 Eylül’lere hayır demek için 12 Eylül’de hayır diyeceğiz!"
Bizler 12 Eylül ile hesaplaşmak adına, 12 Eylül askeri darbesinin kurumlarını, ruhunu ve yöntemlerini bünyesinde barındıran bir Anayasa paketine gönül rahatlığıyla hayır diyeceğiz. 12 Eylül 1980 den sonra darbecilerinin peşinden giderek 12 Eylül 1980 Anayasası’na “evet” deme çağrısı yapan tüm tarikat ve cemaatlerin bugün “12 Eylül ile hesaplaşma” taklidi yaparak referanduma “evet” kampanyası yürütmeleri trajikomik bir çelişki değil anlamlı bir sürekliliktir. 12 Eylül Anayasası’na evet diyenlerin, 12 Eylül 2010’da da “evet” oyu vermeleri gayet doğaldır. Doğal olmayan ise, 12 Eylül Anayasası’na “hayır” diyenlerin 12 Eylül 2010’da “evet” demeleridir. Bu 30 yıl önce reddedilen bir düzenin, bugün onaylanması anlamına gelmektedir. Bizler, 12 Eylül darbesi ve sonrasındaki onlarca Anayasal düzenlemeyle sağlamlaştıran sermaye düzenini ısrarla reddetmeye devam edeceğiz. Bu nedenle 12 Eylül 2010’da hayır demek, 30 yıl sonra güçlü bir şekilde 12 Eylül darbesine hayır demektir.

12 Eylül 1980 faşizmine bugüne dek bedeller ödeyerek direnmiş olan, , Kürtler, emekçiler ve bir bütün olarak “sol” olagelmiştir. Bugün “demokrasi ve özgürlük” diyerek toplumun bilincini, yüreğini, inançlarını ve emeğini kelepçeleyerek iktidar nimetlerine sermaye adına süreklilik arayanlar dünün asker kucağında tanklarına selam duranlarıdır. AKP nin ve sol liberal çevrelerle siyasal İslam temsilcisi güçlerin “Vesayet rejiminde vasi değişikliği talebi egemenler arası bir diyalog parçasıdır. İktidar güçlerinin belirlediği bu çerçeveyi alt üst edecek olanda sol güçlerin var güçleriyle bu oyunu bozacak müdahaleleri olacaktır.

Referandumda hayır çünkü bu gün 82 Anayasa’nın tüm kurumlarıyla birlikte tarihin çöplüğüne gönderildiği, daha kapsamlı bir Anayasa değişikliği ihtiyaçtır. Ve bu anayasa halkların, emekçilerin, kadınların ve doğanın yaşam hakkını güvenceye alan eşitlikleri barındıracaktır. Yasaların eşitliğin ve özgürlüğün diliyle yazılacağı güne dek halkların hak mücadelelerini yükseltmek üzere ‘yola devam’ diyeceğiz ve 12 Eylül 2010 da HAYIR’ı örgütleyeceğiz.

Ehven-i şer ile hareket edecek olanlar yüz yıllık uykudan uyandırılacak olan prensese hayat öpücüğünü AKP nin vereceğini düşünmektedirler. Bu kişilere yine de ısrarla söyleyelim:

“Hey, o gelen beyaz atlı prens değil, masalın uzun burunlu çirkin cadısıdır.”

ÖDP Genel Başkanı Alper Taş: 12 Eylül düzeninin özü korunuyor

Anayasa değişiklik paketine dair referandumda "evet" kampanyası yürütenler sözümona 12 Eylül düzeninde değişiklik yapma fırsatı yakalandığını iddia ediyor. Oysa ortada bir değişiklik yok. Nedir 12 Eylül'ün, 12 Eylül düzeninin özü? Birincisi, 12 Eylül, 24 Ocak kararlarının devamıdır, doğal olarak bu düzenin özü, piyasanın, piyasa diktatörlüğünün önün açmaktır. Özelleştirmelerin önünü açmaktır. 12 Eylül budur. AKP'nin değişiklik paketinin özü de budur. Bu pakette yargının yerinden denetimini ortadan kaldırarak özelleştirmelerin, piyasalaştırmanın önü açılmaktadır. Artık kıyılar, çevre, doğa, sular dahi kolaylıkla alınıp satılabilecek, kirletilebilecek. Bunların önündeki engelleri kaldırıyorlar, özelleştirmelerin engellenmesine dönük kısmi önlemler kalkıyor. Piyasa düzeninin önü açılıyor. Bu paket bu özü koruyor ve güçlendiriyor.

İkincisi, bu paketteki anlayış, iktidarı dağıtan değil merkeze toplayan, yürütmeye toplayan bir anlayış. Doğal olarak paketin özü de iktidarı daha fazla merkeze toplamaya dönük bir çabayı temsil ediyor. Yasama yürütme ve yargının güçlendirilmesinde yürütmenin rolü artırılıyor, bu nedenle de bu paket, 12 Eylül düzeninin özünü koruyor. Esas olarak bu iki temel noktada 12 Eylül anayasasının özü korunmuş oluyor.

"Başkanlık sistemine geçişin hukuki temelini oluşturuyorlar"
AKP piyasa diktatörlüğünü savunuyor, ve bunu altyapıda inşa ederken, üstyapıda da yürütmeyi güçlendirerek başkanlık sistemine geçişin hukuki temelini oluşturuyor. Bunun emekçiler adına bir kazanım içerdiğini savunmak mümkün değil, bunun ilerici olmadığı da ortada. Devrimciler iktidarın dağıtılarak emekçilere yaklaştırılmasını, halkın sosyal haklarını, parasız eğitimi, parasız sağlığı, kamuyu savunur. Bu bakımlardan da paket hiçbir ilerici öge içermiyor. Mevcut 12 Eylül rejimini güçlendiriyor. Paketin özü budur. Bu yüzden biz "2 hayır birden" diyoruz, hem AKP'nin paketine, hem 12 Eylül Anayasası'na hayır.

"Solda bazı kesimler 'statüko-değişim' tuzağına düştü"
Bu tartışmada önemli bir nokta şu. AKP süreci sahte bir değişim-statüko tartışmasına çekiyor. Solda da bazı kesimler bu tuzağa düşmüş durumda. Sözümona bu değişim silahını AKP'nin elinden almak için "Yetmez ama evet" diyeceklermiş. AKP'nin "değişim" iddiasına baştan teslim olmuş bu kesimler. Bunlar solu statükoculuktan yana olmakla itham ediyor. AKP düzeni tahkim ediyor, düzeni değiştirmiyor. Ayrıca 1960'lardan bu yana, sol toplumsal olmaya başladığı dönemden bu yana solun söyledikleri ortada, Kürt sorununda, haklar ve özgürlükler meselesinde, sendikal haklar meselesinde, Aleviler meselesinde, seçim ve siyasi partiler yasasında solun söyledikleri ortada. Yıllardır devrimcilerin söylediklerinin ancak onda birini söyleyenler karşısında nasıl devrimciler statükocu oluyor da, AKP değişimci, devrimci oluyor?

"Biz zaten yıllarca Anayasa'yı değiştirme teşebbüsünden yargılandık"
Bu AKP'nin zihniyetine teslim olmaktır. Gerçek aydın ve gerçek sol, düzene hayır demelidir. Biz gerçek solu, gerçek aydınları bu düzene hayır demeye çağırıyoruz. Çünkü AKP'nin değişiklik paketi 12 Eylül düzenini güçlendiriyor. Biz zaten Anayasa'yı değiştireceğiz diye yıllarca yargılandık. Biz bu Anayasa'yı değiştirip eşitlikçi, özgürlükçü, demokratik bir anayasa yaratacağız. Mücadelemiz bu sistemi köklü bir biçimde değiştirmenin mücadelesidir. Bu sistemi yamayan değişikliklerin peşine takılmak aydın olmak, devrimci olmak değildir.

TKP Genel Başkanı Erkan Baş: "Halkımızın çıkarları tereddütsüz bir hayır'dan yanadır"

AKP'nin hazırladığı Anayasa değişiklik paketi kendi siyasi hedeflerine ve çıkarlarını savunduğu piyasacı güçlerin ihtiyaçlarına göre hazırlamıştır. Emekçilerin, halkın çıkarları ile en küçük bir ilgisi olmayan değişikliğin ilerici, devrimci, sol güçler açısından savunulacak herhangi bir yanı yoktur.

Özellikle Anayasa Mahkemesi'nin kararından sonra paketin tek seferde ve bütün olarak oylanacağı düşünüldüğünde, tek tek maddelerin ötesinde değişikliklerin özünü göz önüne alarak bir karar vermek durumundayız. Bu durumda işçi sınıfı ve emekçi halkımızın çıkarları tereddütsüz bir "Hayır"dan yanadır.

"Halkı aptal yerine koyuyorlar"
AKP tarafından söz konusu değişikliğin 12 Eylül Anayasası ile hesaplaşma olarak pazarlanmaya çalışılması, daha önce de benzer örneklerini gördüğümüz, halkı aptal yerine koyan, aldatmaya ve kandırmaya dayalı AKP tarzı politik bir hamledir. İddia edilenin tam tersine bu girişimin 12 Eylül'ün doğrudan bir uzantısı ve devamı olduğunu düşünüyoruz. Kendisi de 12 Eylül'ün sonuçlarından birisi olan AKP, bir taraftan 12 Eylül Anayasası'na makyaj yaparken bir taraftan da gerici, piyasacı güçlerin konumunu daha da rahatlatacak bir hamle yapmaktadır. Bu hamle 12 Eylül Anayasası ortadan kaldırmak bir yana, onun ruhuna uygun olarak güncelleştirilmesi ve ömrünün uzatılması girişimidir.

12 Eylül ülkemiz emekçilerine, ilerici devrimci birikimine karşı kapsamlı bir saldırının adıdır. Faşist generallerin darbesine ve sonuçlarına karşı yıllardır mücadele eden sol güçler, 2. Cumhuriyetçilerin (AKP diliyle söyleyecek olursak "Yeni Osmanlıcı"ların) “İkinci 12 Eylül” girişimine karşı da kararlı bir karşı duruşu sergilemek görevi ile karşı karşıyadır.

Türkiye Komünist Partisi olarak referandumu kısmen de olsa halkın sözünü söyleyebileceği bir süreç olarak görüyoruz. Ülkemiz emekçilerinin siyasal süreçlere daha aktif bir biçimde müdahil olması için her türlü olanağı değerlendirmeye çalıştığımız gibi, referandumu da bu açıdan en etkili biçimde değerlendirmeye çalışacağız. Referandumu piyasacı güçlerin bugünkü amaçlarını, emekçi halkımıza ve ülkemize dönük saldırılarını en yaygın biçimde teşhir etme olanağı olarak görüyoruz. Sermaye sınıfının saldırılarını mümkün olduğunca geniş bir yüzeyde tartışma ve taraflaştırma olanağı bulmuş olacağız. Özetle referandum sürecinde bizim için AKP'nin halk düşmanı, gerici, piyasacı, emperyalizme hizmetkâr kimliğini deşifre etme çabamızı yoğunlaştıracağız. AKP Anayasası'na "Hayır" derken 12 Eylül anayasasının asıl hangi nedenlerle değiştirilmesi gerektiğine ilişkin bir aydınlatma hamlesi yapmaya olanak sağlayacak bir süreç var önümüzde...

“Hayır” bunun karşılığıdır.

Son olarak bir not düşmek istiyorum, dünya tarihinde halkların kaderlerini ellerine almalarının ilk şartlarından birisinin egemenlerin politikalarına “Hayır” demeyi öğrenmeleri olduğunun altını çizmek isterim. Referandum doğrudan böyle bir sonuca yol açacak diyemem ama, her şeyin bir başlangıcı vardır ve 12 Eylül'deki referandum belki de bu “Hayır demeyi öğrenme süreci”nin ilk adımlarından birisi olacak.

Bu süreci mümkün olan en etkili biçimde örgütleyeceğiz.

17 Temmuz 2010 Cumartesi

KARADENİZ’İN BAHTI KARA DERELERİ

O kadar güzel ve özel ki, orası için ‘cennet vadi’ diyorlar. Endemik bitki ve canlı çeşitliliği bakımından dünyanın en önemli iki yüz vadisi arasında yer alıyor. Gürül gürül akan suyun can verdiği eşsiz doğasıyla ekolojik turizm açısından yüksek potansiyele sahip. Dağcılık, rafting, yamaç paraşütü gibi aktivitelerin gerçekleştirilebilmesine fırsat tanıyan doğal yapısı, yayla ve termal turizmin geliştirilebilmesi için de biçilmiş kaftan.
Burası, bir doğa harikası sayılan, Rize’nin ünlü İkizdere Vadisi. Açgözlü, yok edici, doğa tecavüzcüsü beşerin sayısız kurbanından biri! Ülkeyi yönetenlerin “tabiat anadan hediye” diyerek sahip çıkacağına, ayaklar altına alıp çiğnediği zenginliğimiz. Can’ımız.
64 kilometrelik İkizdere Vadisi’ne yirmiyi aşkın Hidroelektrik Santralı (HES) yapılmak isteniyor. HES’lere karşı başlattığı hukuk mücadelesini yıllardır sürdüren yöre halkı, santrallar nedeniyle suyun 55 kilometre boyunca tünele alınacağını ve böylece İkizdere’nin tamamen kuruyacağını savunuyor. Bölgede daha önce deneme üretimine geçen bir santral nedeniyle kuruyan Güneysu Gürgen deresi de yöre halkının endişesini haklı çıkarmıştı.
•••
Güneysu’dan sonra bir kötü haber de İkizdere’den geldi. Yapımı tamamlanan 95 megavat kurulu gücündeki Cevizli Hidroelektrik Santralı’nın deneme üretimine geçmesiyle, suyun tünele alındığı 8,5 kilometre boyunca İkizdere deresi kurudu.
Yöre halkı, İkizdere Derneği öncülüğünde 2007 yılından beri HES inşaatının durdurulması için hukuk mücadelesi veriyor. Dereye yeterli suyun bırakılmaması durumunda canlı yaşamın zarar göreceğini söyleyen yöre halkının itirazları doğrultusunda iki bilirkişi heyetinin raporlarını inceleyen mahkeme son olarak dereye saniyede 2,8 metreküp su bırakılmasını kararlaştırdı. Yöre halkının Devlet Su İşleri’nin raporlarına dayanarak yaptığı itirazda, yıllık ortaalama 27,66 metreküp/sn su akışının olduğu İkizdere deresinde canlı yaşamın yol olmaması için saniyedeki su akışının en az 6,91 metreküp olması gerektiği iddia edilmişti. Mahkemenin kararı bu oranın çok altında.

Sonuç olarak, mahkeme sürecinde inşaat tamamlandı ve santral deneme üretimine geçti. Dere suyunu tutan santral, İkizdere deresinin 8,5 kilometrelik bölümünün kurumasına neden oldu. Derelerin Kardeşliği Platformu sözcüsü Ömer Şan, santralı yapan firmanın taahhüt ettiği gibi saniyede 2,8 metreküp suyu bile bırakmadığını, suyun en fazla 500-600 litre civarında olduğunu söylüyor. Kısacası İkizdere’de yaşam yavaş yavaş son buluyor.
•••
Karadeniz’in gürül gürül akan dereleri göz göre göre kurutulurken Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu “bazı kesimlerin kendi rantları için HES’in zararlı olduğunu, su kaynaklarını tükettiğini, yalan yanlış beyan ederek insanları yanlış bilgilendirdiklerini” söylüyor. Başbakan’ın iki yıl önce yaptığı bir konuşmada çevreciliği ‘boş zamanda yapılan bir iş’ olarak eleştirmesinin ardından Eroğlu da meseleye yeni bir katkı sunarak çevrecileri ‘rantçılık’la suçluyor.
HES’lerden elde edilecek enerjiyle ihtiyacının ancak yüzde 3’ünü karşılayabilecek olan Türkiye’de kayıp veya kaçak elektrik kullanım oranı yüzde 15’lerde. Dolayısıyla sadece bu oran üzerinde sağlanacak ufak bir düşüşle bile HES’lerle karşılanması beklenen enerji elde edilmiş oluyor.
Bu tablo karşısında Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu’na sormak gerek. Milyon dolarlık projelerle Karadeniz’i şantiye alanına çeviren, canlıları öldüren, derelerin kurumasına yol açanlar mı; yoksa suyuna, doğasına, tabiat ananın mirasına sahip çıkarak HES’in zararını anlatanlar mı rant peşinde?

Gözde Bedeloğlu
gozdebedeloglu@birgun.net