25 Kasım 2009 Çarşamba

Çağdaş Hukukçular Derneği: Alaattin Karadağ’ın öldürülmesi münferit bir olay değildir!‏


Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) İstanbul Şubesi, Alaattin Karadağ’ın İstanbul’un Esenyurt ilçesinde 19 Kasım 2009 akşamı polisler tarafından katledilmesine ilişkin yazılı bir açıklama yaptı.
Geçtiğimiz haftalarda Avcılar’da Özkan Gerçek ve Ömer Adıgüzel adlı iki devrimcinin polis tarafından kurşunlanması ve tutuklanmalarının hatırlatıldığı açıklama metninde Alaattin Karadağ’ın polis tarafından infaz edilmesinin münferit bir olay olmadığının altı çizildi.

ÇHD İstanbul Şubesi’nin açıklamasında ayrıca Karadağ’ın katledilmesinin ardından delillerin karartıldığı ve hukuk dışı uygulamalara başvurulduğu söylendi.

ÇHD İstanbul Şubesi’nin yazılı açıklamasının tam metnini sunuyoruz:

24 Kasım 2009 Salı

'Yeni Osmanlıcılık'a araştırma desteği

TESEV, Soros Vakfı, İngiliz ve Alman kuruluşlarının desteğiyle "Yeni Osmanlı" projesinin ne derece karşılık bulduğuna dair araştırma yapıyor. Amaçlardan biri de projenin faydalarını AB açısından değerlendirmek.
Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı (TESEV) Dış Politika Programı tarafından hazırlanan "Ortadoğu'da Türkiye Algısı" başlıklı rapor, 20 Kasım Cuma günü düzenlenen bir basın toplantısı ile kamuoyuna duyuruldu.
Rapor, 24 – 29 Temmuz 2009 tarihleri arasında Mısır, Ürdün, Filistin, Lübnan, Suudi Arabistan, Suriye ve Irak'tan oluşan yedi Ortadoğu ülkesinde gerçekleştirilen anketlerin sonuçlarını sergiliyor. Anketlerin Irak’ta yüz yüze mülakat teknikleri kullanılarak, diğer ülkelerde ise telefonla ve toplamda 2.006 kişi ile gerçekleştirildiği belirtiliyor.

Yayınlanan raporun aslında araştırmanın "ilk etabı" olduğu, önümüzdeki süreçte bölgeden ve bölge dışından uzmanların katılacağı bir atölye çalışması ve derinlemesine mülakatlarla güçlendirilecek bir başka akademik raporun hazırlanacağı bilgisine de yer veriliyor. Sonuçta ortaya çıkacak bulgu ve analizlerin başta Londra olmak üzere farklı yerlerde düzenlenecek toplantılarla ortaya konacağından bahsediliyor.

Maddi destek emperyalistlerden

TESEV tarafından hazırlanarak kamuoyuna duyurulan rapora katkı koyan kuruluşlar, Türkiye ve bölge ile bağlantıları düşünüldüğünde özellikle dikkat çekiyor: İngiltere Dışişleri Bakanlığı İkili İlişkiler Fonu, Friedrich-Ebert-Stiftung Derneği Türkiye Temsilciliği, Arap Demokrasi Vakfı ve Açık Toplum Vakfı araştırmaların gerçekleştirilmesinde ve raporun hazırlanmasında maddi destek sağlayan kuruluşlar.

"Yeni Osmanlıcılık" ve ABD planları ön kabul

13 Kasım 2009 Cuma

Korku toplumuna doğru



AKP’nin yargıya dönük müdahaleleri artmaya devam ediyor. Adalet Bakanlığı’nın “dinleme” yaklaşımları skandallara yol açarken sadece yargıya saldırmakla yetinmiyor korku toplumunun oluşmasına da hizmet ediyor.


Ankara 1. Sulh Ceza Mahkemesi Hakimliği’nin TİB'de (Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı) yaptığı inceleme sonrasında Yargıtay Başkanlığı’nın santral numaralarının dinlenildiği belirtildi. Santral dinlemesi nedeniyle Yargıtay'da görevli 250 hakim ve savcının telefonlarının da dinlenme olasılığının oldukça yüksek olduğu ortaya çıktı.

Sincan 1. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Osman Kaçmaz, telefon dinlemeleriyle ilgili olarak, TİB "HTS" kayıtlarının yeniden incelenerek, bunlara ilişkin mahkeme kayıtlarının olup olmadığının tekrar araştırılmasını isterken Adalet Bakanlığı’ndan da “dinleme” açıklaması geldi. Açıklamada sık sık kamuoyunun yanıltıldığı iddia edilirken dinlemenin de aslında teknik nedenlerle yapılamadığı bu durumda bu sonuçların asılsız olduğu söylendi.

Dinlendiği ortaya çıkan en şaşırtıcı isim İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Aykut Cengiz Engin. Engin şu anda Ergenekon soruşturmasını yürüten en tepedeki isim. Adalet Bakanlığı’nın bu dinleme kararı için nedeni "Örgütün yargıya sızma girişimi"... Bakanlık birçok hakim ve savcının örgütle bağlantısı olduğu iddiasıyla dinlenmesini istemiş.

Başka kimler dinlendi?

YARSAV Başkanı Ömer Faruk Eminağaoğlu’na ait 11 ayrı telefonun dinlenip dinlenmediğine yönelik TİB’de inceleme yapıldığı belirtilirken, dinlenen telefonlar arasında Yargıtay Başkanlığı santral numarasının da bulunduğu ortaya çıktı. Buna göre 250 hakim ve savcı dinlenmiş olabilir. Bakanlığı’nın meslekten ihracını istediği Osman Kaçmaz’ın telefonlarının dinlenebilmesi için ise Sincan Adliyesi santral numarasının da dinlemeye alındı. Ayrıca emekliye ayrılan Ali Çakır, Mecit Ceylan, savcılar Ünal Karabeyoğlu, Kadir Ünal, Mahmut Kaya, Murat Yiğit, Fikret Ünalan ve Hakan Kızılarslan’ın da aralarında bulunduğu onlarca savcının telefonunun dinlendiği anlaşılmış oldu.

6 Kasım 2009 Cuma

1917 Ekim Devrimi

Lenin, "tarihin en büyük buluşu yapılmış, proleter tip bir devlet yaratılmıştır." diyor Ekim devrimi ertesinde.



Ekim devrimi:
"İlk kez burjuva olmayan bir devlet keşfedildi"

Burjuvalara göre onlar; "baldırı çıplak"tılar. Yönetmeyi ne bilirdi onlar, Yönetmek burjuvaların işiydi. Onlar burjuvazinin için çalışıp, burjuvalar için üretmeliydiler.

7 Kasım (eski takvime göre 24 Ekim) 1917'de bunun böyle olmadığına tanık oldu tüm dünya. Üreten ve yaratan baldırı çıplaklar devrimle iktidarı alaşağı edip "biz yöneteceğiz" diyerek burjuvaların, kulakların saltanatına son verdiler.

Öyle ya baktığında şu yeryüzünde sonradan yapılan neyi görüyorsan, o emekçi ellerin ürünü değil miydi? Kim yapıyor devasa yapıları, yolları, köprüleri, sarayları?... Kim çalışıyor tarlada, kim sürüyor toprağı? Makineleri kim yapıyor? Kim dokuyor o kumaşları. Madenleri kim çıkartıyor yüzlerce metre yerin altından?

Üreten ve yaratan onlardır! Neden yönetemesinlerdi.

Ekim devrimi bu soruların ve daha yüzlerce sorunun tek bilimsel cevabıdır.

***
Lenin, "tarihin en büyük buluşu yapılmış, proleter tip bir devlet yaratılmıştır." diyor Ekim devrimi ertesinde. Ve bu buluşu şöyle anlatıyor; "Yeryüzünde hiçbir güç Sovyet devletinin yaratılmış olduğu gerçeğini yok edemez. Bu tarihsel bir zaferdir. Yüzlerce yıldır devletler burjuva modele göre yaratıldı ve ilk kez burjuva olmayan bir devlet keşfedildi. Yönetim aygıtımız bozuk olabilir; ama icat edilen ilk buharlı makinenin de bozuk olduğu söyleniyor. Hatta hiç kimse bu buharlı makinenin çalışıp çalışmadığını bilmiyor; ama önemli olan bu değil; önemli olan buharlı makinenin bulunmuş olmasıdır. İlk buharlı makinenin hiçbir işe yaramadığını varsaysak bile, somut gerçek, bugün artık buharlı makinelere sahip olduğumuz gerçeğidir. Yönetim aygıtımız çok bozuk olsa bile, onun yaratılmış olduğu gerçeği değişmez..." (Lenin)


6 KASIM YÖK PROTESTOSU



YÖK KALDIRILSIN !

3 Kasım 2009 Salı

Bandista Popüler Propaganda Komiserliğinden Bildirilmektedir



İlk hamlesini 2008 Haziran ayında Rock-A(lternatif) festivalinde yaptığımız Bandista’yla geçen süre içinde haylisi grev, direniş, eylem dayanışması olmak üzere 100′ün üzerinde performans gerçekleştirmenin yanı sıra 1 Mayıs 2009′da “De Te Fabula Narratur” ve 12 Eylül 2009′da “Paşanın Başucu Şarkıları” kayıtlarını yayınlayarak oldukça yoğun bir dönem geçirdik.


Bir yandan eylemin gücüne ve öğreticiliğine olan inancımız bir yandan da muhalefetin farklı biçimler ve seslerle onlarca farklı alanda sürdürülebileceğine olan itikatımızla yürüyüşümüzü sürdürüyoruz. Bu, menziline her hamlemizde tekrar tekrar ulaştığımız, bazen kendi etrafımızda daireler çizdiğimiz, bazen barikatları aşıp geçtiğimiz, bazen de yürüdüğümüzün bile farkına varmadığımız, ama topyekûn, ama dünyayı ekseninden oynatan, ama ritmi tutulması gereken, ama evvelde başlayıp ahire dek sürecek bir yürüyüş. Yüzlerce patika muhalefet-mukavemet âleminin dağları, ovaları, şehirleri ve mağlubiyet ve galibiyetleri ve tarihi ve belleği içinden arşınlanmış, arşınlanmakta ve arşınlanmayı bekliyor… Yürüyoruz!

Yürüyoruz, bazen biraz soluklanıp, önümüzdeki yolu düşünüp; yürüyoruz yanımızdan kardeşlerimiz gelip geçiyor, başka başka patikalar, söylenecek onlarca söz, yapılacak onlarca eylem… De Te Fabula Narratur albümümüzün altıncı ayında örgütlediğimiz “Ya Basta’09 ya da mücadeleye devam” turnesinin ardından 1 Kasım 2009′da bir süreliğine mola veriyoruz – kardeşlerimizin affına sığınarak, mücadeleye değil elbette performanslara.


1 Kasım 2009 Pazar

Nâzım’a sataşmadan duramıyorlar!


Bu defa da mezarcılığa soyundular!

Yine Nâzım’ı doladılar dillerine… Ne kuyruk acısıymış bu!



Dönüp dolaşıp Nâzım’a sataşmaktan alıkoyamıyorlar kendilerini.

Bu defa gerekçe “mezar”… Sataşan, malum Vakit çevresi… Nâzım’ın mezarının Türkiye’ye getirilmemesine çok dertlenmişler ki, yine bu konuyu kurcalamışlar, Nâzım’ın oğlundan beyanat almışlar. Oğlu demişmiş ki, “Ruble için Rusya'ya kaçmış, para karşılığında şiir yazmış, beni ve annemi yüzüstü bırakmış bir adam için kılımı bile kıpırdatmam”.

Mezar soyguncuları iş başında.

Ölümü kutsadıkları için, yaşamdan değil ölümden beslendikleri için olsa gerek, mezarında da rahat bırakmıyorlar Nâzım’ı.

Nedeni belli:

Nâzım bunların ipliklerini öyle bir pazara çıkartmıştı ki, bunların Şarkçılık övgülerini, cehaleti kutsamalarını, bağnazlıklarını suratlarına öyle bir çarpmıştı ki; o çakal suratlarını arkasına gizledikleri peçeyi öyle bir çekip almıştı ki, cascavlak kalakalmışlardı ortalıkta, olanca çirkinlikleri ve karanlıklarıyla; kinlerini kusa kusa bitiremediler. Bitiremezler.