Bu defa da mezarcılığa soyundular!
Yine Nâzım’ı doladılar dillerine… Ne kuyruk acısıymış bu!
Dönüp dolaşıp Nâzım’a sataşmaktan alıkoyamıyorlar kendilerini.
Bu defa gerekçe “mezar”… Sataşan, malum Vakit çevresi… Nâzım’ın mezarının Türkiye’ye getirilmemesine çok dertlenmişler ki, yine bu konuyu kurcalamışlar, Nâzım’ın oğlundan beyanat almışlar. Oğlu demişmiş ki, “Ruble için Rusya'ya kaçmış, para karşılığında şiir yazmış, beni ve annemi yüzüstü bırakmış bir adam için kılımı bile kıpırdatmam”.
Mezar soyguncuları iş başında.
Ölümü kutsadıkları için, yaşamdan değil ölümden beslendikleri için olsa gerek, mezarında da rahat bırakmıyorlar Nâzım’ı.
Nedeni belli:
Nâzım bunların ipliklerini öyle bir pazara çıkartmıştı ki, bunların Şarkçılık övgülerini, cehaleti kutsamalarını, bağnazlıklarını suratlarına öyle bir çarpmıştı ki; o çakal suratlarını arkasına gizledikleri peçeyi öyle bir çekip almıştı ki, cascavlak kalakalmışlardı ortalıkta, olanca çirkinlikleri ve karanlıklarıyla; kinlerini kusa kusa bitiremediler. Bitiremezler.