22 Nisan 2010 Perşembe

Lenin 140 yaşında

Büyük devrimci önder Vladimir Ulyanov, bundan 140 sene önce bugün dünyaya gelmişti.

20 Nisan 2010 Salı

Kara tabutla ve yirmi kişi eşliğinde gömüldü!

Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan'ın darağacında katledilişlerini bir ağaca yaslanarak izlemişti Ali Erverdi. İdam kararlarını veren hakim oydu. Üç genci, üç fidanı daracağında sallanırken görmek istiyor ve bir ağaca yaslanmış verdiği kararın haklılığını kendince ispatlamaya çalışıyordu.

Deniz Gezmiş’in dar ağacında 25 dakika asılı kalışını kılı kıpırdamadan izleyen Elverdi, 1977'de yazdığı 'Bu vatana kastedenler' adlı kitabında, idam cezasını şöyle savunmuştu: “Sehpaya çıktıkları zaman, kelime-i şahadet getirmek yerine, ‘Kahrolsun emperyalizm. Yaşasın tam bağımsız Türkiye. Yaşasın Kürt ve Türk halkları' diye bağırdılar. İşte bu beyni yıkanmış militanlar, ölüm sehpasında dahi komünizm propagandası yapıyor ve arkasından gelecek olanlara cesaret vermek istiyorlar. Onları astığımız için, Türk Ceza Kanunları'nı millet adına muhakeme ederek tatbik ettiğim için bana, 'katil Elverdi' diyorlar. Bana, Meclis kürsüsünden 'bizim faşistler böyledir' diye laf atıyorlar. Ben de onlara 'Bütün komünistler sizin gibidir' diyorum...”

İdamlardan iki yıl sonra AP Bursa milletvekili seçilen Erverdi 1980 darbesiyle bu makamını da kaybetmiş ve kısa bir süre sonra MS hastası olmuştu. Yürüyemiyor, elleri tutmuyordu. Geçtiğimiz günlerde yemek yerken boğazına dolanan bir lokma dolayısıyla boğularak öldü. Cenazesine mecburen tabutu taşıyan tören kıtası dışında ailesi ve üç beş yakını katıldı.


Ne demişdi devrimciler:
"BİZE ÖLÜM YOK"...
Denizler idamlarının üzerinden 28 yıl geçmiş olmasına rağmen yüzbinlerin çeşitli etkinlikleriyle dünyanın her yerinde hatırlanıyor, anılıyor. İdam kararını verenler ve onaylayanlar ise yalnızlıkları ile kara tabut içinde mezara gidiyorlar.

Keşke bir kamera kaydı olsaydı ve Erverdi boğazındaki düğümlenme sonucu boğulurken son sözleri ne olmuş öğrenebilseydik..!

Denizlerin, Yusufların, Hüseyinlerin son sözleri :
Yaşasın tam bağımsız Türkiye, yaşasın Türk ve Kürt halkının kardesligi, yaşasın Marksizm ve Leninizm, yasasın işçiler ve köylüler, kahrolsun emperyalizm..! olmuştu.

Onlardan kelime-i şahadet bekleyen Erverdi'nin son sözlerini ise asla öğrenemeyeceğiz.

19 Nisan 2010 Pazartesi

Denizlerin idam kararını veren Elverdi öldü

Deniz, Yusuf ve Hüseyin'in idamına karar veren Tuğgeneral Ali Elverdi öldü.

Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın idamlarına karar veren Ankara 1 No’lu Sıkıyönetim Mahkemesi Başkanı emekli Tuğgeneral Ali Elverdi öldü.

Elverdi’nin ölüm nedeninin kayıtlara “yediği yemeğin nefes borusuna kaçması nedeniyle solunum yetmezliği” olarak geçtiği bildirildi.

1924 doğumlu olan Elverdi, 27 Mayıs 1960 darbesine ve Albay Talat Aydemir’in 1963’teki başarısız darbe girişimine destek vermişti.

12 Mart muhtırasının ardından ilan edilen sıkıyönetim sürecinde Ankara 1 No’lu Sıkıyönetim Mahkemesi Başkanlığı’na getirilen Elverdi, kararı baştan belli olan mahkeme sürecinin sonunda Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan’ın 6 Mayıs 1972’de idamına hükmetmiş, "3 fidanın" infazını da ağzında sigarayla izlemişti.

Elverdi, emekli olduktan sonra komünizmle mücadelesini Süleyman Demirel'in Adalet Partisi saflarında sürdürmüştü.

Türkiye'deki gençlik hareketinin liderleri arasında yer alan Deniz, Yusuf ve Hüseyin idamlarından sonra ilerici değerlerin ve yurtseverliğin simgesi oldular.

18 Nisan 2010 Pazar

Karadenizliler çayına sahip çıkıyor

Trabzon’un Of ilçesinde yapılan mitingde Karadenizliler, çaylarına ve sularına sahip çıkacaklarını ilan ettiler.

Bir süredir hazırlıkları yürütülen “Çayına Suyuna Sahip Çık” mitingi Of'ta binlerce insanın katılımıyla gerçekleşti.

Çifçi-Sen ve Çay-Sen'nin birlikte organize ettiği “Çayına Suyuna Sahip Çık” mitingi bölgedeki farklı illerden gelenlerin Of Belediye Meydanı'nda buluşmasıyla gerçekleşti. Çeşitli demokratik kitle örgütleri ve siyasi partilerin de katıldığı mitingde “Çay Kanunu Tasarısı” ve bölgede yapımı devam eden hidroelektirik santralleri (HES) protesto edildi.

Çiftçi-Sen, Çay-Sen, Fındık-Sen, KESK, CHP, ÖDP, TKP, Halkevleri ve KTÜÖğrenci Kolektifi ve Derelerin Kardeşliği Platformu’nun destek verdigi mitingde 'çayda sömürüye son', 'Sözleşmeli köleliğe hayır', 'Konsey yasanı al başına çal', 'Enerji değil,hayat lazım' dövizleri dikkat çekerken 'AKP şaşırma sabrımızı taşırma', 'HES'ler yıkılsın, çay kanunu altında kalsın', 'Çayına suyuna onuruna sahip çık' 'özelleştirmelere hayır', 'Çaykur halkındır sattırmayız' sloganları atıldı.

5 Nisan 2010 Pazartesi

Milliyet Gazetesini boykot ediyoruz

Milliyet Gazetesi almayın, aldırmayın.

Okumayın, web sayfalarını ziyaret etmeyin.


Milliyet gazetesi ilk sayfasından Fenerbahçe camiasından

ve

voleybol takımımızdan özür dileyene kadar bu boykota devam edelim.

17 Mart 2010 Çarşamba

“Tabut servis”te patron aklandı, suçlu sel!

İstanbul’da selde 8 kadının ölümüne yol açan servisle ilgili bilirkişi raporuna göre kusurun yarısı selden kaynaklanıyor. Firma sahibi “tali derecede”, idare müdürü “az” suçlu, şoför suçsuz.

İstanbul’da yaşanan sel felaketinde insan değil yük taşımak için kullanılan, Pameks Tekstil’e ait servis aracında sekiz kadın işçinin hayatını kaybetmesinde 3 sanığın yargılandığı davaya Bakırköy 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam edildi. Duruşmaya, tutuksuz sanıklar firma sahibi Mehmet Cevdet Karahasanoğlu, İdare Müdürü Ferit Göncü ve şoför Mehmet Oğur katıldı.

Olayla ilgili bilirkişi raporunda, 8 kadının yaşamını yitirdiği aracın insan değil yük taşımaya uygun olduğu belirtiliyor. Aracın kilit mekanizmalarının çalışır durumda olduğu ifade edilen raporda, sel sularının oluşturduğu basınç nedeniyle kilit mekanizmalarının açılmasının mümkün olmayacağı, hatta imkansız hale geleceği kaydedildi. İşyeri sahibi Mehmet Cevdet Karahasanoğlu'nun servis işine uygun araç sağlaması, idare Müdürü Ferit Göncü'nün de aracı servis işinde kullandırmaması gerektiğinin belirtildiği raporda, aracın şoförü Mehmet Oğur'un talimat gereği hareket ettiği ve alabileceği bir tedbir bulunmadığı anlatıldı.

Ancak raporda “kusurun dağıtımında”, sel döneminde AKP’nin açıklamalarını anımsatan bir değerlendirmede bulunuldu. Raporda, olayın meydana geliş şekli itibarıyla doğal afetin ciddi oranda etkisi bulunduğu kaydedilerek, ''Meydana gelen doğal afetin asli derecede, 8'de 4 oranında kusurlu olduğu, sanık Mehmet Cevdet Karahasanoğlu'nun tali derecede 8'de 3 oranında kusurlu olduğu, sanık Ferit Göncü'nün tali derecede 8'de 1 oranında kusurlu bulunduğu, sanık Mehmet Oğur'un kusursuz olduğu, müteveffa işçiler Güldane Çiftçi, Özlem Ünal, Bircan Karataş, Naciye Karadeniz, Nebahat Salkım, Altun Yüksek, Fikriye Özentürk ve Nuriye Can'ın kusursuz oldukları; olayda başkaca kusurlu bulunmadığı, olayda kimsenin kasıt unsur ve davranışının söz konusu olmadığı'' denildi.

YAŞASIN ADALET.
ULAN BU ÜLKEDE 3 YIL BOŞA HAPİS YATANA 6 TL GÜNLÜK TAZMİNAT ÖDENİYOR, ÖLENLERİN YAKINLARI DUA ETSİN, MAHKEMEYİ MEŞGUL ETMEKTEN ALEHTE TAZMİNAT KARARI ÇIKMAMIŞ...

"Katiller zaman aşımında, fikirleri iktidarda"

“Yedi genç, üniversite öğrencisi, yedi pırıl pırıl, namuslu, yiğit insan, okullarından çıkarken, NATO'ya kayıtlı olduğu kanatlanan bomba ve silahlarla öldürüldüler. Katliamın, İstanbul Emniyeti'nin bilgisi dahilinde ve yönlendirmesiyle yapıldığı ortaya çıktı. Katliama ilişkin dava 1978 yılında açıldı ve daha ilk duruşmada katliamın hesabını soran avukatlar sanık sandalyesine oturtuldu. 16 Mart Beyazıt katliamı davası, 2008 yılında zaman aşımına uğratıldı” .

“Katledilen yedi gencin şahsında yok edilmek istenilen, insanların eşit ve hür oldukları, bağımsız, laik ve onurlu bir Türkiye hayaliydi. Katiller; Amerikancılıktan, piyasacılıktan ve gericilikten yana bütün güçlerdir”.

Katliamın amacının “Türkiye'de AKP gibi bir iktidarın tesisi için gereken ne varsa yapmaktır”.

“AKP'nin katillere vefa borcu vardır. AKP, katillere iktidarını borçludur. Bu borcun ödenmesi içindir ki çeteler tasfiye ediliyor, darbecilerin hesabı görülüyor, Türkiye demokratikleşiyor masallarıyla AKP'nin şişirilip, bir AKP giyotinine dönüşen Ergenekon davasının başlatıldığı dönemde, Beyazıt katliamı davası zaman aşımı gerekçesiyle sonlandırılıyor.

16 Mart 1978'i ve Halepçeyi Unutmadık. Unutmayacağız.