pkk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
pkk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
28 Eylül 2009 Pazartesi
Diyarbakırspor'un Maruz Kaldığı Muamele Ceza Gerektirir
Bu yazı http://papazincayiri.blogspot.com/ sitesinden aynen alınmıştır.
Diyarbakırspor Başkanı Çetin Sümer şayet Bursaspor ceza almazsa takımı ligden çekebileceğini söyledi. Diyarbakır’ın gittiği her maçta aynı olaylar oluyor. Bu işin tabi bir kısmı Diyarbakır’a has değil. Hemen her stadda aynı şeyleri yaşıyoruz. Önce Türkiye’deki stadların olmazsa olmazı olan İstiklal Marşı hep bir ağızdan aşk ediliyor ki bir an için dahi olsa toplu halde İstiklal Marşı okuma fırsatını kaçırmayalım. Hemen ardından konjuktüre göre “Ne Mutlu Türküm Diyene” veya “Türkiye Laiktir Laik Kalacak” sloganlarından bir tanesi bağırılarak gereken yerlere mesaj veriliyor, tabi bu repertuarın en güzide eseri olan “Şehitler ölmez vatan bölünmez” bütün bunların sonunda taraftarın bölünme problemi hakkındaki kısa ve net cevabı oluyor. Diyarbakır’ı özel yapan şey ise taraftarların Diyarbakır için özel bir repertuar geliştirmesi. Bu repertuarın ayırd edici sloganı “PKK Dışarı”. Maazallah PKK içeri girmiş bulunmuş ise ne yapması gerektiği konusunda kafasında bir karışıklık olmasını kimse istemez.
Giriş bölümünde “PKK”, “Diyarbakır” gibi kelimeler geçen bir yazının anlaşılmasının çok güç olduğunu artık hepimiz biliyoruz. Ortalama 5.6 sene eğitim görmüş insanlardan oluşan, 11 – 15 sene arası eğitim görenlerinin ise geri kalan hayatlarında gerçek yaşama adapte olabilmek için öğrendiklerini unutması gereken bir ülkede yaşıyoruz. Ortalama bilgi edinme kaynağı TV, tartışma platformu kahvehane, fikirlerini en edebi sunduğu yerin ise internet haber sitelerine yaptığı yorum olan bir kitle var karşımızda. Dolayısıyla “PKK bir terör örgütüdür. Türkiye bölünemez. Terörle bir yere varılmaz” diyerek konuya başlayıp sıramızı savalım, herhangi bir yanlış anlaşılma olmasın.
Diyarbakırspor’a Yapılan Sıradan Faşizmdir ve İnsanlık Suçudur
Türkiye’nin herhangi bir stadında Diyarbakırspor’a atılan sloganlar Diyarbakırspor’un Diyarbakır’ı temsil etmesi, Diyarbakır’ın da PKK’lı olduğu önermesine dayanıyor. Şüphesiz “PKK dışarı” veya “Şehitler ölmez vatan bölünmez” sloganlarıyla gösterilen “duruş” bir mesaj verme isteğine sahip. Bu mesajın özellikle Diyarbakır’a karşı seçilmesi ise Diyarbakır’ın bu kafalarda PKK ile özdeş olduğunu gösterir. Bu görüş de özetle, “Diyarbakırspor Diyarbakır’ındır, tüm Diyarbakır bilaistisna PKK’lıdır. PKK terör örgütürüdür, demek ki Diyarbakırlılar Teröristtir”den ibaret. Bir şehirde yaşayanların hepsinin veya hiç değilse çok büyük çoğunluğunun belirli bir etnik gruba veya şehirdaşlığa mensubiyetleri sebebiyle “Terörist” olduğunu düşünmek ise klasik bir sıradan faşizm örneği. Zira gündelik hayatta insanları siyasal mensubiyetleri, inançları ve tabiiyetleri sebebiyle “aynı” kabul etmek, herhangi bir kötü örnekle “özdeşleştirmek”, onları tek potada eritmek faşizan bir zihin alışkanlığına tekabül eder. Bu ister Türklerin barbar olduğunu düşünen bir Avrupalıda bulunsun, ister zencilerin aşağılık ırktan geldiğini düşünen bir Ku Klux Klan üyesinde görülsün adı faşizm veya biçimine göre ırkçılıktır. Bu durumun meşru kabul edilmesi, sürekli halde tekrarlanması ve buna karşı çıkanların marjinal kalması ise içinde yaşadığımız gündelik hayatın ne kadar faşizan bir atmosfer olduğunu göstermekten başka bir şeye yaramaz. Böyle bir atmosferin ise neler yapabileceğini hepimiz biliyoruz, şehirler ve mensubiyetler üzerinden birbirini düşman kabul eden insanlardan oluşan bir toplumun toplumsal dokusu hastalıklıdır, böyle bir toplumsal doku sürekli bir halde husumet üretmektedir ve bu husumetlerin çözümü için baskın olarak önerilen militarist bir total yok ediş veya savaş çağırısıdır. Bu durum da bir toplumu çok basit olarak kimlikler üzerinden böler. Halbuki Diyarbakırspor’u Türkiye’nin farklı etnik grubuna mensup bir coğrafyasının meşru temsilcisi olarak kabul etmek, bu farklılığı öğrenmeye veya en azından saygı duymaya çalışmak, kültürel iletişimi, toplum içindeki bağları güçlendirecek bir yol olarak düşünülebilir.
Etnik Ayrımcılıkla Mücadele Federasyonun Görevidir
Diyarbakır şiddete maruz kaldıkça ve bu şiddet meşrulaşıp, taraftar grupları arasında kimin Diyarbakır’a daha çok şiddet uygulayacağına yönelik bir yarış başladıkça kabul edilmesi gereken net gerçek bunun toplumsal ayrışmaya yol açacağı ve öncelikle durdurulması gerektiği olacaktır. Ancak böyle bir sonuç ortaya çıkmasaydı dahi herhangi birine veya gruba kitle halinde mensubiyetleri sebebiyle küfrederek sözlü şiddet uygulamak haksızdır ve yasalarca suç olarak kabul edilmiştir. Türk Ceza Kanunu’nun 216/2 maddesi şöyle diyor: “Halkın bir kesimini, sosyal sınıf, ırk, din, mezhep, cinsiyet veya bölge farklılığına dayanarak alenen aşağılayan kişi, altı aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.” Diyarbakırspor’a “PKK Dışarı” diye bağırmak bu maddedeki hükmün birebir gerçekleşmesini sağlamaktadır. Diğer yandan Diyarbakırlılara stadlarda saldırmak, kafalarına koltuk atmak, taş fırlatmak da herhalde suçtur ve cezasız kalmaması gerekir.
Bu fiillere karşı ceza vermekle yükümlü olan organ özel mevzuat gereği Türk Futbol Federasyonu. “Spor Müsabakalarında Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanun”un 17. Maddesi diyor ki “Spor ahlakına aykırı, tahrik edici, aşağılayıcı, dil, din, mezhep, ırk, cinsiyet, etnik ve siyasi ayrımcılığa yönelik söz sarf edilmesi veya bu mahiyette afiş veya pankartların müsabaka alanına veya yakın çevresine asılması yasaktır.” Kanun bu fiil için bir ceza da öngörmekte. Dolayısıyla kanunen bu olaylar karşısında TFF’nin yapması gereken şey, fiilin hak ettiği cezayı vererek saha kapatma ve idari para cezası cezalarını uygulamaktan ibarettir. TFF’nin bu halde yanlı tutum alarak, suçun bu şekilde işlemesine göz yumma hakkı bulunmamaktadır.
Tabi Türkiye’de kurumların neyi yapması gerektiğini söylerken evrensel bazı kıstasları esas alıyoruz. Yani insan hakları, açık toplum, demokratik hayatın ilkeleri gibi evrensel bazı kaidelere referans yapıyoruz. Türkiye’deki hiçbir kurum ise kendine bu tip kaideleri referans alıp hareket etmediği, herkesin kaidesi bu kuralların Türkiye hali olduğu için de uygulamada yaşanan adaletsizliklere alıştık. Örneğin “Hepimiz Ogünüz Hepimiz Mehmet” pankartı sebebiyle Trabzonspor suçu ve suçluyu övmek fiillerinden ceza almalıydı, böyle bir olay hatırlamıyoruz, hemen hemen her maç Türkiye’nin stadlarında büyük olaylar oluyor, işte Fenerbahçe Gaziantep maçından önce olan olaylar malumunuz, gereken ceza gelmiyor. Bütün bunlar birikince de TFF veya herhangi bir idari kurum saygınlık kazanamıyor, güven telkin edemiyor, hepsi haklı olarak çifte standartçı olmakla itham ediliyor. Bundan rahatsızlık oldukları da söylenemez, herhalde sürekli çifte standart uygulamanın kendilerine yarattığı keyfi alanın kendilerine verdiği bir hoşnutluk vardır.
Kuralsızlığa Karşı Kural
Bu saatten sonra insanlığa veya insani bir takım hasletlere referans vererek konuşmak çözüm için yeterli değil. Açık ki faşizan zihniyet herhangi bir insani ahlakla bağdaşmaz ve kendisine referans olarak da böyle bir sistemi almaz. Yani biz vicdandan, insan eşitliğinden, hiçbir insanın ayrımcılığa uğrayamayacağından filan bahsedelim, karşıdaki insanı sırf bir şehirden geldiği için terörist kabul eden bir akıl herhalde böyle bir haslete erişebilecek düzeyde değildir. Üstelik bu kendisine kuralla da dikte edilse bu kuraldan daha üstün daha geçerli bir kural olduğunu, kendisinin terörizmle filan mücadele ettiğini düşünecektir. Her ne kadar bir stadda, konuyla alakası meşkuk bir takımın taraftarının kafasına koltuk atmanın nasıl terörle mücadele olacağı veya “milli” kabul edilebileceği tartışmalı ise de, insanların sürekli böyle davranması böyle bir kabullerinin olduğunu gösteriyor. Dolayısıyla bu kural tanımayan, kuralsızlıkla beslenen veya kendisinin tüm kuralların üstünde olduğunu düşünen zihniyetle mücadele de laf anlatmakla, beyanat vermekle filan olacak iş değil. Mevcut varolan kuralların sert bir şekilde uygulanması gerekir. Bu olaydan sonra Bursaspor’un sahası 5 maç kapatılsa ve ardından bu tip olayları tekrarlayan her takıma bu ceza kati bir suretle uygulansa bir sene sonra yöneticilerin maç çıkışında adet yerini bulsun diye özür dilediği bir atmosferden bu tip olaylar yaşanmasın diye canla başla çalıştıkları, sonuç alınan bir ortama geçiş olabilir. Bu da tabi bunu yapabilecek bir Federasyonla mümkün ki, onu da bu arada bulmak gerekiyor herhalde. Olayların üstünü kapatarak varlığını sürdüren bir Federasyonun üstüne bu kadar görev yüklemek de mümkün değil.
(NOT: Şu saha kapatma ve idari para cezası cezalarının işlevselliği üzerine İbrahim Altınsay çok güzel bir yazı yazdı, bu tartışmaya girmeden bu tip durumlarda idari para cezası ile 9 puan silme gibi bir ceza birlikte uygulansa çok daha işlevsel olur, onu da belirtelim.)
Bu yazı http://papazincayiri.blogspot.com sitesinden aynen alınmıştır.
Etiketler:
Bursaspor,
Diyarbakır,
faşizm,
ırkçılık,
papazincayiri.blogspot.com,
pkk,
TFF
18 Ağustos 2009 Salı
Bitirilmek İstenen Kim? Pkk mı? CHP mi?

Akp nin yeni manevrası olan Abd ve AB dayatmalı Kürt Açılımı dolayısıyla ülkemizde işsizlik, fakirlik, kriz, zamlar her şey unutuldu. Varsa yoksa açılım. Hatta terör örgütünün lideri sıradan bir insan gibi her gün tv ekranlarında ve gazetelerin baş köşesinde. Açılımın aslında içi bomboş bir girişim olduğu, tek amacın terör örgütü pkk yı siyasallaştırmak ve Apo'yu özgür bırakmak olduğu çok açık. Akp işvereni Abd den ve AB den aldığı talimatlarla Türk Ordusunu bitirme planlarına ek olarak ülkemizi bölme ve terör örgütünü siyasallaştırma açılımı için destek bulamadıkça hedef şaşırtmaya devam ediyor. Akp medyası tam gaz yayında : "Açılıma destek vermezse CHP biter". Şimdi doğan medyasıda bu işe katıldı ve "CHP açılımın dışında kalırsa yok olur" yaygarasına başladı.

Ne bu şimdi? Neyin açılımı? Kürt Sorunu ve Kürt açılımı değilmiydi bu? Ben tek bir gazetede bile "pkk yı bitirecek açılım" yazıldığını okumadım. Televizyonda kimse çıkıp "pkk bitiyor, mehmetçik ölmeyecek artık" demiyor. Biten CHP, bitecek olan CHP. Olayın özü şu: Akp bir yandan ülkeyi Abd ve AB ye pazarlayıp bölünme sürecini açıyor, diğer yandan pkk nın dağda 25 senede yapamadığını yapıp ordumuzu pasif hale getiriyor ve son taktiği ile sandıkta tek rakibi olan CHP ye karşı topyekün medya destekli bir savaş açıyor. Demek ki bu açılım CHP yi yok etme açılımı. Demek ki şeriat hevesini hayatta tutmanın tek yolu CHP yi bitirmek. Bunun için pkk yı siyasallaştırmaya, ülkeyi bölmeye razılar. Yeter ki Akp iktidar kalsın.
Bukalemun Öcalan'dan Yeni Açılım ve Saçılım
Kürt açılımı öncesinde Kemalist açıklamalar yapan terör örgütü PKK nın sözde lideri Öcalan, yeni yol haritasını açıklarken Fethullah Gülen'e zeytin dalı uzattı.
Terör örgütü PKK nın sözde lideri Abdullah Öcalan yol haritasının taslağını açıklarken ABD'de yaşayan Fethullah Gülen'e zeytin dalı uzattı. Oysaki, Fethullah Gülen terör örgütü PKK yönetimi tarafından DTP’ ye yönelik operasyon nedeniyle sert bir dille eleştirilmişti ve dahası kamuoyunda tartışılan "Kürt açılımı" öncesinde Öcalan "Yeni Mustafa Kemal" eleştirilerini üstüne çekecek kadar "Kemalizan" açıklamalarda bulunmuştu.
Terörist başı Öcalan'ın yol haritasının taslağındaki "yerel meclis" ve "öz savunma gücü" gündemdeki yerini alırken, bir yandan ABD ve Fethullah Gülen'e yönelik "olumlu" açıklamaları tartışılmaya başlandı. 1999'da Kenya'dan Türkiye'ye getirilişinin mimarının ABD olduğunu daha önce defalarca kez dile getiren Öcalan sık sık, PKK’nın ABD tarafından kullanılmak istendiğine işaret etmişti. Son olarak ilan edeceği yol haritasının da "daha iyi anlaşılmasını" talep eden Öcalan, özellikle DTP yönetimini ABD konusunda uyarmıştı. Öcalan son açıklamasında PKK’yı silahla tasfiye edemeyeceğini anlayan ABD'nin ve İngiltere'nin kendileriyle uzlaşmak zorunda kalacağını söyledi. ABD'nin "yasa dışı cinayetler dönemini" kapattığını ileri süren Öcalan, Ortadoğu'nun "yeni bir tarzla" yönetileceğini savundu. ABD'nin kendileriyle Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi Başkanı Mesud Barzani ve Irak Cumhurbaşkanı Celal Talabani ile kurduğu gibi bir ilişki kurmak istediğine işaret eden Öcalan, ABD ve İngiltere'nin iki yüz yıllık politikalarının kendilerini de dikkate alacağını savundu.
'Öcalan hidayete mi erdi?'
Terör örgütü PKK nın sözde lideri Abdullah Öcalan yol haritasının taslağını açıklarken ABD'de yaşayan Fethullah Gülen'e zeytin dalı uzattı. Oysaki, Fethullah Gülen terör örgütü PKK yönetimi tarafından DTP’ ye yönelik operasyon nedeniyle sert bir dille eleştirilmişti ve dahası kamuoyunda tartışılan "Kürt açılımı" öncesinde Öcalan "Yeni Mustafa Kemal" eleştirilerini üstüne çekecek kadar "Kemalizan" açıklamalarda bulunmuştu.
Terörist başı Öcalan'ın yol haritasının taslağındaki "yerel meclis" ve "öz savunma gücü" gündemdeki yerini alırken, bir yandan ABD ve Fethullah Gülen'e yönelik "olumlu" açıklamaları tartışılmaya başlandı. 1999'da Kenya'dan Türkiye'ye getirilişinin mimarının ABD olduğunu daha önce defalarca kez dile getiren Öcalan sık sık, PKK’nın ABD tarafından kullanılmak istendiğine işaret etmişti. Son olarak ilan edeceği yol haritasının da "daha iyi anlaşılmasını" talep eden Öcalan, özellikle DTP yönetimini ABD konusunda uyarmıştı. Öcalan son açıklamasında PKK’yı silahla tasfiye edemeyeceğini anlayan ABD'nin ve İngiltere'nin kendileriyle uzlaşmak zorunda kalacağını söyledi. ABD'nin "yasa dışı cinayetler dönemini" kapattığını ileri süren Öcalan, Ortadoğu'nun "yeni bir tarzla" yönetileceğini savundu. ABD'nin kendileriyle Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi Başkanı Mesud Barzani ve Irak Cumhurbaşkanı Celal Talabani ile kurduğu gibi bir ilişki kurmak istediğine işaret eden Öcalan, ABD ve İngiltere'nin iki yüz yıllık politikalarının kendilerini de dikkate alacağını savundu.
'Öcalan hidayete mi erdi?'
Öcalan'ın en çok tartışma yaratan açıklaması Fethullah Gülen hakkında oldu. Açıklamasında Gülen için "Hoca'yı takip ediyorum, okuyorum. Olumsuz değerlendirmiyorum" dedi. Gülen tarikatını da öven Öcalan "Kürdistan’da okulları, cemaatleri var, örgütlüler. Demokratik temelde, karşılıklı yaklaşımlar olabilir. Eski tarz iktidar olmaz öyleyse eski tarz muhalefet de olmaz. Büyük provokasyonların olmaması halinde sorun çözüm yoluna girer" dedi. Özellikle DTP’ ye yönelik baskın, gözaltı ve tutuklama furyasının ardından PKK yönetimi olaylardan polis içinde örgütlü olduğu bilinen Gülen tarikatını sorumlu tutmuş ve sert bir dille eleştirmişti. Son olarak Milliyet Gazetesi'nden Hasan Cemal'e konuşan terör örgütü PKK liderlerinden Murat Karayılan, Gülen cemaatinin ABD ile bağlantısına dikkat çekiyor ve şöyle diyordu: "Fethullahçılar devlet sistemine yerleşmek istiyorlar. AKP ile bunun için yakınlaştılar. Güç kazandılar. Amerika'dan da destek alıyorlar. Fethullahçıları İslam dünyasına sürüyor Amerika... 'Biz de PKK'ya karşıyız; biz de devletçiyiz!' diyerek devlete yerleşiyorlar. Belki bugün değil ama geleceğe dönük olarak risktir." Öcalan'ın söz konusu açıklamaları cemaate bağlı sitelerde "Öcalan hidayete mi erdi?" tartışmalarının konusu oluyor.
Kemalistleri bile eleştirmişti !
Öcalan "açılım" arifesine kadar diğer Kürt gruplarından "yeni Mustafa Kemal" eleştirilerine maruz kalacak kadar "Kemalizan" açıklamalarıyla gündeme gelmişti. Avukatlarıyla İmralı Cezaevi'nde görüşen terör örgütü PKK nın sözde lideri, Kürtlere yönelik baskı ve asimilasyon politikalarının Mustafa Kemal'in ardından başladığını ileri sürmüştü. Dahası Mustafa Kemal'in gerek Kürt aşiretleriyle olan ilişkilerindeki değişimi gerekse İngiltere diplomasisindeki farklılaşmayı "realizm"le açıklayan terörist başı Öcalan, "Mustafa Kemal hiç de çılgın değildir. Tam tersine tamamen rasyonel ve gerçekçidir. O dönemin koşulları nasıl hareket etmeyi gerektiriyorsa öyle hareket etmiştir. Akıllı hareket etmiştir" derken, Şeyh Said isyanında İngilizlerin rolü olduğunu da öne sürmüştü. Öcalan'ın başka bir açıklamasında ise şu ifade yer alıyor: "Mustafa Kemal'in İngilizlerin emperyalist-sömürgeci politikalarını temelden sarsarak bu konuda öncülük etmiştir."
Gerektiğinde Kemalistleri de eleştiren Öcalan, "Bunlar Mustafa Kemal'i anlamıyorlar, Mustafa Kemal'e de Çılgın Türk diyorlar. Bu Mustafa Kemal'e hakarettir, çirkinliktir. Mustafa Kemal hiç de çılgın değildir. Tam tersine tamamen rasyonel ve gerçekçidir. O dönemin koşulları nasıl hareket etmeyi gerektiriyorsa öyle hareket etmiştir" diyen Öcalan bir başka görüşmesinde ise şunları söylüyordu: "Evet Mustafa Kemal devrimcidir, ihtilalcidir, sonradan Kürt isyancılarını ezmiştir ama akıllıdır da. Gerektiğinde Kürtlerle işbirliği yapmış ve cumhuriyeti de zaten bu temelde kurmuştur. Kürtlerle ittifak yaparak kurmuştur. Ancak daha sonra Devletin Kürtleri inkârı ile Kürt isyancılarının hataları Kürt sorununu çözümsüz hale getirdi."
Blog sahibinden ödüllü soru: >Dansözle bukalemun arasındaki 3 fark nedir? Bilenlere açılım kitapçığı hediye edilecektir.
8 Ağustos 2009 Cumartesi
Kandil ve İmralı Ne Diyecek?
Son günlerde Kürt Açılımı modası dahilinde tartışılan "DTP ile görüşmek PKK ile görüşmek midir?" sorusuna biz de bir dokunalım dedik. Öncelikle yandaş medya ve 2.cumhuriyetçi medyayı es geçelim. Zira onların dünyası ve hedefleri farklı. Ancak akepe muhalifi ve "Kürt Açılımı" konusunda endişeleri olan medyanın önemli köşe işgalcilerinin ortak bir hatalarına parmak basalım:
Vatan, Milliyet. Cumhuriyet v.b gazetelerin yazarlarına göre DTP Meclisimizde temsil edilen meşru bir oluşumdur. Bize göre ise bırakın meşruluğu legal bile değildir. Neden mi? İşte size nedeni:
-Nasıl eleştirirseniz eleştirin siyasi partiler için bu ülkede milletvekili seçimlerinde %10 barajı vardır. DTP isimli parti milletvekili seçimlerine katılmamış ve aday göstermemiştir. Çünkü %10 barajını geçemeyecekleri kesindir. Yasalarımızın en büyük ahmaklıklarından birisi olan "Bağımsız" adaylarla seçime girmişler ve sonra Meclis içinde birleşip DTP ye katılmışlar ve grup kurmuşlardır. 2007 milletvekili seçimlerinde aday listelerinde, oy pusulalarında DTP diye bir parti ve onun adayları yoktur. Ancak meclis açıldıktan sonra birleşen bağımsız vekiller DTP ye katılmışlardır. Bağımsızların meclisde birleşip bir Partiye katılmaları demokrasi değildir resmen sandığa oy atan kişilere yani seçmenlere küfretmektir. Delikanlıysa DTP liler parti olarak girselerdi seçime de görseydik kendilerini.
Ve gelelim DTP ile konuşmak PKK ile muhatap olmakla eş anlamlı bir durum mu ?
- Evet eş anlamlı bir durum hatta tek anlamlı bir durum. DTP resmen PKK nın demokratik alan örgütlenmesidir. Hadi bakalım "Kürt Açılımı" meselesini DTP ile değil de bölgenin ileri gelenleriyle, Kürt milliyetinden her kademeden insanlarla farklı bir ortamda görüşün, tartışın. Bakalım Kandil ve İmralı bu DTP siz "Kürt Açılımı" ve çözüm arayışları toplantılarına ne cevap verecek?
PKK faşist bir terör örgütüdür. Evet bu ülkede Kürt halkıyla ilgili bir sorun vardır ancak bu sorunun temsilcisi 25000 teröristle bir örgüt ve onun demokratik ortam temsilcisi DTP değildir. 15 Milyon Kürt var ise 2 milyonu temsil eden DTP muhatap alınamaz.
Not: Hadi adamsanız gelin yasayı şöyle değiştirin=>Bağımsız adaylar olabilir ama bu kişiler seçildikten sonra asla bir partiye katılamazlar. Herhangi bir parti listesinden meclise giren kişi partiden ayrılırsa bağımsız olamaz, parti değiştiremez. Vekilliği düşer ve yerine atılan oy oranına karşılık o bölgede adaylardan kim denk geliyorsa o meclise girer. Böylece sandığa giden kişilerin attıkları oyların karşılığı güvence altına alınmış olur.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)