17 Şubat 2010 Çarşamba

Recep İvedik nereli?

Dizinin üç filminde de, Güngörenli olarak tanıdığımız Recep İvedik, ilçe belediyesinin açıklamalarıyla, ortada kaldı. Herkes seviyor, kimse nüfusuna almıyor, bu nasıl iş?


Şahan Gökbakar’ın Recep İvedik tiplemesinin üçüncü filmi, daha önce serinin iki filmi gibi, gişe rekoru kırarak gösterime girdi. Üç günlük hasılat, tüm zamanların en yükseği oldu. Ama bu kadar “sevilen” karakterin nereli olduğu konusuna gelince iş, kimse kendisine yakıştıramıyor.

Şimdiye kadar üç filmde de kendisini Güngören ilçesi nüfusunda addeden Recep İvedik’e, bu ilçe belediyesinin gençlik meclisi tepki gösterdi.

Güngören Belediyesi Gençlik Meclisi Başkanı Abdullah Yılmaz, sinema salonu girişinde meclis üyeleri ile birlikte yaptığı açıklamada “Recep İvedik karakteri, serinin 3 filminde de ısrarla Güngörenli olduğunu vurguluyor. İlçemizin İvedik gibi bir karakterle anılmasından oldukça rahatsızız. Güngören, okumuş entelektüel insanların yoğun olduğu bir ilçe. Gençlerin yaşlılara, erkeklerin bayanlara karşı nezaketi elden bırakmadığı bir yer. Güngören'in Recep İvedik gibi kaba, nezaket kurallarından bihaber bir karakter ile anılması doğru değil. Keşke bu vurgu yapılmasaydı. Bu durum bizi üzdü” dedi. Meclis’in bayan üyesi Güldem Topçu da, “O kadar ilçe varken Şahan Gökbakar neden Güngören'i tercih etmiş merak ediyorum. Güngören hiç de öyle insanların bulunduğu bir yer değil” açıklaması yaptı.

12 Şubat 2010 Cuma

Tutmayın küçük enişteyi, salıverin gitsin!

Tosun Paşa filminde bir sahne vardır. Seferoğulları ile Tellioğulları Yeşil Vadi için birbirine girince ailenin diğer fertlerine güvenerek celallenen Tellioğulları'nın "küçük enişte"si için şöyle söyler Kahya Şaban: "Tutmayın küçük enişteyi, salıverin gitsin!"...

8 Şubat 2010 Pazartesi

Kemalizmin anti-tezi Abdülhamitçilik mi?

Epey uzun zamandır 2.Abdülhamit üzerine süregelen tartışmalar var.

Ve bu tartışmalardan yola çıkarak, Türkiye sağında çok güçlü bir Abdülhamit saplantısı olduğunu söylemek abartılı olmasa gerek.

Zira “Cennet mekan Abdülhamit Han” figürü sağın zihin dünyasında epey yüksek bir popülariteye sahip. Başka bir deyişle, Abdülhamit Türkiye sağı için raytingi bir hayli fazla bir hükümdar ve tahtta kaldığı 33 senelik zaman dilimi (1876-1909) üzerine de bolca yazılıyor çiziliyor.

Üstelik süregelen bu tartışmaların sonucunda “Abdülhamitçilik” olarak adlandırılan, yanlışlarla dolu, neresinden tutsanız elinizde kalacak bir tarih yazımı meydana geldi. Hatta bunu geçim kapısı yapan bazı insanlar ortaya çıktı. Yani iş düpedüz ticarete dökülmüş vaziyette. Ve bu Abdülhamit tüccarları tüm mesailerini, hükümdarlığı döneminde Osmanlı’nın hiç toprak kaybetmediği yönündeki gerçek dışı iddialarla desteklenerek yaratılmış olan Abdülhamit efsanesini daha da güçlendirebilmek için harcıyorlar adeta.

Kalemler bunun için oynatılıyor, yazılan çizilen her ne varsa bu sonuca bağlanıyor…

Peki neden?

Bu cansiparane gayretin temelinde ne var, hiç düşündünüz mü?

Yani neye, kime karşı yaratıldı bu Abdülhamit efsanesi?

2 Şubat 2010 Salı

Halkın Direnme Hakkı Saldırı Altında

AKP, halkın açlığa işsizliğe karşı, bağımlılığa karşı, talana karşı mücadele hakkını yoketmek istiyor... 


Binlerce Tekel işçisi, Başkent'in orta yerinde kurdukları direniş çadırında sabırlı, kararlı bir direniş örneği yarattılar. Aylardır ülkemizin bir çok şehrinde anti-emperyalist mücadele bayrağını uzun yıllardır olmadığı kadar güçlü ve yaygın bir biçimde dalgalandırdılar. İtfaiye işçileri, sağlık emekçileri, doktorlar, eczacılar, demiryolu çalışanları bu direniş ve mücadelenin halkaları içinde yeraldılar. Her türlü direnişin, her türlü mücadelenin mutlaka saldırıyla karşılaşması kuralı, yine değişmedi. Tekel işçilerine azgınca saldırdı iktidar. İtfaiye işçilerine saldırıldı. Devrimciler, "ABD Defol Bu Vatan Bizim" afişleri, pankartları, sloganları daha fazla görülüp duyuldukça, daha çok saldırıya hedef oldular. 

Bu politika, bir kaç şehirle, birkaç eylemle veya kimilerinin sandığı gibi sadece belli kesimlerle sınırlı değildir. Bugün, Edirne'den Kars'a, Samsun'dan Muğla'ya, İstanbul'dan Başkent'e... kadar uzanan bir mevzi çatışmasına tanık oluyoruz. AKP'nin valisi, polisi, jandarması, mahkemeleri seferber olmuş, bütün şehirlerimizin meydanlarını mücadeleye, halka yasaklamaya çalışıyorlar. Başbakan, bakanlar düzeyinde en üst perdeden ortaya konulan tehdit ve gözdağıyla, her türlü direnişe, mücadeleye bu düzende yer olmadığı anlatılıyor. Bu saldırı bütün olarak halkın direnme hakkına yönelik bir saldırıdır. AKP iktidarı, düzenin yasal olarak tanıdığı grev, gösteri gibi hakları bile tanımayan, onları reddeden bir politikayı hakim kılmaya çalışmaktadır. 

Faşizmin direnme hakkını yoketmeye yönelik saldırısının niteliğini daha somut olarak görebilmek için, Ankara'da Tekel işçilerine karşı iki kez arka arkaya gerçekleştirilen saldırının şiddetini düşünün; Edirne'de üç kez arka arkaya linç saldırısı örgütlemekteki ısrarı düşünün; itfaiye işçilerini direndikleri yerden söküp atmak için başvurulan mafyacı, faşist yöntemleri düşünün. 

1 Şubat 2010 Pazartesi

Ve CHP sınıfı keşfetti…

CHP işçi sınıfının farkına vardı. Düne kadar “İşçilerle muhatap değiliz” diyen Baykal “AKP’yi Tekel işçisi götürecek” şeklinde açıklama yaptı. Kılıçdaroğlu ise "sol"a sınıf bilincini anlattı.

Deniz Baykal, partisinin İstanbul İl Başkanlığı'nda düzenlediği değerlendirme toplantısında hükümeti Tekel işçilerinin sorunlarını çözmeye çağırdı. Baykal, TSK-AKP gerilimine de değinerek “Bu iktidar hesabını iyi yapsın. Tayyip Bey, hesabını iyi yapsın. Tayyip Bey, seni asker değil ama bu Tekel işçisi götürecek” dedi.

Baykal ne zaman işçi dostu oldu?

Tekel işçilerinin mücadelesiyle belirginleşen AKP karşıtı atmosferden yararlanmaya çalışan CHP, söylemlerine mecburen "işçi" ayarı vermek zorunda kaldı.

Dünkü konuşmasında, TEKEL direnişinde gelinen süreçten AKP’yi sorumlu tutan ve Erdoğan’a akıl vermeye çalışan CHP lideri Baykal'ın ne zamandan beri işçi dostu olduğu sorusu akıllara geliyor. İşçileri CHP Genel Merkezi’ne davet edip avluda yiyecek içecek ikram ederek, Türk-iş binası önünde fotoğraf çektirerek direnişin yanında olduğunu göstermeye çalışan Baykal’ın, konuşmasını dinleyen bir grup TEKEL işçisinin sloganlarına karşılık olarak ''Bırakın, ben sizin adınıza konuşuyorum'' dediği biliniyor.

26 Ocak 2010 Salı

Ankara halkı TEKEL işçileriyle sokakta



Son raporlarını alan işçilerin de Ankara'ya gelmeleriyle TEKEL işçilerinin direniş alanı bugün doldu.


Ankara'nın soğuğuna ve valiliğin tacizlere rağmen direnişlerini sürdüren işçiler, akşam yapılacak toplantıyı bekliyorlar.

Öğle saatinde Sakarya Caddesi'ne “Beşik sallayan, hükümeti sallar”, “TEKEL ateşi, AKP'yi yakacak” sloganlarıyla yürüyüş yapan TEKEL işçisi kadınlar, burada bir açıklama yaptılar. “TEKEL'in kadın işçileri hak bildiği kadar hak da arar!” başlıklı açıklamada şunlar söylendi:

“'Gücü kıramadık, o zaman bölelim' deniyor. Tüm kitleleri arkasına alan müthiş toplumsal desteği zayıflatalım' diye uğraşılıyor. Ama başaramayacaklar. Sn. Başbakan diyor ki; 'Türbanlı kadınları getirmişler, onlara mikrofon veriyorlar'. Emekçinin türbanlısı da sokakta hak arar. Emekçinin türbanlısına boyun eğmek kader değildir. Türbanlı türbansız arasında ayrım yok. Çünkü aynı ekmeği, aynı kaderi bölüşüyor.

“Nafile çaba Sn. Başbakan! Nafile! TEKEL işçisi ayrımcılığa, bu bölücülüğe pabuç bırakmıyor. Türbanlısı da burada, türbansızı da. Kavgasını başındaki örtüsüyle değil, yüreğiyle veriyor. Ama siz bundan rahatsızlık duyuyorsanız, o da sizin sorununuz.

“Diyorlar ki; 'merhamet ettik' Biz kimseden merhamet dilenmiyoruz. Kimsenin merhametine de ihtiyacımız yok. Seçimle gelenler 'merhamet' kelimesini ağzına alamaz. Seçimle gelenler kendini halkından büyük göremez. Sosyal devlette merhamet olmaz. Sosyal devlette yurttaşlık hakkı olur. Biz de bu hakkı istiyoruz.”

Ankara halkı desteğini sokaklara döküyor

Hafta sonu Mamak ilçesinde yapılan kahve toplantılarında TEKEL işçileriyle dayanışma komitesi kurulmuş ve Salı günü yürüyüş kararı alınmıştı. Bugün Dostlar ve Tuzluçayır mahalle halkı, Kolej meydanından Sakarya Caddesi'ne TEKEL işçilerinin de katılımıyla yürüyüş yaptı. Burada bir konuşma yapan Pir Sultan Abdal Mamak Şube Başkanı Mustafa Demirtaş, Mamak halkının sonuna kadar TEKEL işçilerinin yanında duracağını ifade etti.

Konfederasyon başkanlarının toplantı yapacağı saatlerde Türkiye Komünist Partisi'nin çağrısıyla gerçekleşecek Sakarya Caddesi buluşmasına da, Keçiören ilçesinden bir otobüs kaldıracağı öğrenildi.

Bir gün içerisinde toplanan ve çok sayıda aydın, sanatçı ve akademisyenin altına imza attığı genel greve çağrı metni toplantı öncesi DİSK, KESK, Türk-İş, Memur-Sen genel başkanlarına teslim edilecek.

24 Ocak 2010 Pazar

23 Ocak 1913 Babıali Baskını


Balyoz harekat Planı’nın altında “Balyoz Sıkıyönetim Komutanı” sıfatıyla imza atan Çetin Doğan, bu planı, Türkiye çapında sıkıyönetim ilanı sağlandıktan sonra ‘AKP hükümetini devirecek bir karar ve eylemler bütünü’ olarak tahayyül etmişti.” (Taraf)



Ordunun “İç düşman” olarak kodlandırdığı “tehlikelere” karşı planlar yapıp stratejiler çizdiği bu plan ve stratejileri değişen koşullara göre güncelleyip geliştirdiği biliniyor. Sır değil.

Muhtemelen yapanların dahi unuttuğu planların ayrıntıları ise yıllar geçtikten sonra Zaman üzerinden Taraf’a iletilerek, bu gazetenin yazarlarının tahayyül gücüne göre zenginleştirilip “pehlivan tefrikası”na dönüştürüldükten sonra öğrenmemiz sağlanıyor. Bu da sır değil.

Dış düşman kuvvetlerine karşı yapılan 81 vilayet, sayısını bilemediğim çoklukta kasaba, nahiye, köy ve mezranın düşman işgalinden kurtuluşunun yıl dönümleri için yapılan tatbikatlarda “biz” ve “onlar” olarak ayrılıp sınıflandırılmış zabıta memurları, itfaiyeciler, öğrenciler meydanlarda “kanlı” müsamereler yaparlar. Bunlara da alışık olmalısınız!

Bunlardan birincisinin dehşet vericiliği ikincisinin de en azından yakışıksızlığı ayrı ancak, bunların ortalığa dökülürkenki zamanlaması ve belgeler faş edilirken araya sıkıştırılan değerlendirmeler bana biraz tuhaf geliyor. Yazının başına aldığım işte bu tuhaflıktır.

Son “Sakal”, ”Çarşaf” planlarını yapan Genarallerden Çetin Doğan’nın bu planları yaparken “AKP hükümetini devirmeyi tahayyül etmesini” anlayamadım.